yatağımızın yanında kitaplarımız duruyor benim komidinimin üstünde benimkiler duruyor senin komidininin üstünde seninkiler duruyor ışıklarımız da gece lambalarımız da ayrı fakat kalplerimiz bir çarpıyor sen dört ben altı sayfa okuyunca uykumuz geliyor aynı anda birbirimize doğru dönüyoruz öpüşüyoruz aynı anda Fransızlar gibi iyi geceler diliyoruz Amerikalılar gibi birbirimize arkamızı dönüyoruz sabaha kadar tekrar buluşmak üzere ayrılıyoruz
Sahilleri çadırlarla doldurmuşlar; yüzlerce çadır, binlerce çadır, milyonlarca çadır. Yazın Türkiye sahillerine çadırdan bir harita çiziyorlar. En iyi yerleri de kapmışlar. Bazen arabayla kilometrelerce gidiyorsunuz: piknik yapacak bir karış deniz kıyısı bulamıyorsunuz.
Belki sözlerinin arasında, farkında olmadan beni ele verirsin. Belki anlar: insan bu, bilinmez. Sen gene dikkat et; her "şey"i ayrıntılı anlatma o kadar.
Bütün "şey" ayrıntılarda değil midir zaten? Ayrıntılarda ele vemez mi insan kendini? Başkalarına anlatamadıklarınla beslenir, varlığını sürdürür herhalde. Başkalarından sakladıklarınla gelişir. Fakat, her zaman güvenebilirsin ona. Yanlız kaldığın, yanlız ve çaresiz bırakıldığın zaman, karşındakine her şeyini verdiğini ve tükendiğini sandığın zaman hemen yardımına gelir: biraz daha dayan, merak etme ben yanındayım, der. Üzülme, der; her şeyini kaybetmedin: ben varım. Belli etme zayıflığını, bunu da atlatırız.