Kitaplar yeni arkadaşlar, yeni yaşamlar tanıtır ya insana; artık Raskolnikov diye bi arkadaşım var hayatımda. Raskolnikov'un hayat felsefesi, Raskolnikov gibi düşünmek, Raskolnikov gibi savunma mekanizmaları falan mevcut artık hayatımda. Hoş gelmiş. Sevdim bu yeni arkadaşı. Zeki tüm insanları sevdiğim gibi. "Bi arkadaşım vardı adı Raskolnikov, tıpkı onun gibi..." :)))
Budala mı?
Aşk budalalık mı?
Kim budala?
Ben de budalayım sanırım.
Karakterlerin isimlerini (ya Rusça olması etkili ya da kendi isimlerinin yanı sıra lakaplarının da kullanılmasından sanırım) ve birbirleriyle bağlantılarını oturtmakta zorlandıktan sonra bir akışa girdi roman. Karakterlerin neredeyse her birinin iç dünyalarını ve içsel düşüncelerini net görmemiz, karakterlerin net ve sağlam çizilmesi eseri baş yapıt yapan nedenlerden sanırım. Okurken kimin neyi neden yaptığını ya da ne yapabileceğini rahatlıkla çıkarabiliyor insan. Tüm bunlara rağmen final şaşırttı ve etkiledi açıkçası.
Dostoyevski'nin diğer yazarlara sık sık değinmesi, alıntı yapması, Rus halkının özelliklerinden bahsetmesi ve bölüm başlarında romana ara verip neyi neden yazdıklarını (kendisinden çoğul kişi olarak bahsediyordu:)) anlatması da hoşuma gitti diyebilirim.
“Hem sonra, gerçekten mutsuz olabilir mi bir insan? Ah, mutlu olmaya gücüm varsa, hüzün ve felaketin ne anlamı olabilir? Biliyor musunuz, bir ağacın yanından geçeceksiniz, onu göreceksiniz ve mutlu olmayacaksınız ha, işte bunu aklım almaz! Sevdiğiniz bir insanla konuşacaksınız ve mutlu olmayacaksınız! Ah, anlatamıyorum... kötü durumda bir insanın bile adım başı göreceği öylesine çok güzel şey varken mi mutlu olamayacaksınız? Bir çocuğa bakın, güneşin doğuşuna bakın, bir otun boy atışına bakın, sizi seven insanların gözlerinizin içine bakışına bakın...”
“Evet, yeter artık. Bu satırlara geldiğimde sanırım güneş de doğmuş olacak, gökyüzünde ‘çınlamaya’, aydınlattığı dünyaya sınırsız gücünü yağdırmaya başlayacaktır. Yağdırsın! Doğrudan bu gücün, yaşamın kaynağına bakarak öleceğim, bu yaşamı istemeyeceğim artık! Doğmamak elimde olsaydı, bu komik koşullar altında var olmayı belki de seçmezdim. Ama ölmek, geride kalan günlerimi yaşamamak yetkim var hâlâ. Pek büyük bir yetki, pek büyük bir başkaldırı değil bu.”
“— Edebiyattan pek anlamam, ama bence Lomonosov, Puşkin ve Gogol’un dışında baştan aşağı Rus değildir edebiyatımız.
Adelaida İvanovna güldü.
— Önce bu üçü hiç de az sayılmaz, sonra bunlardan biri halktan, öteki ikisi toprak sahiplerinden.
— Öyle ama, hemen heyecanlanmayın bakalım. Rus yazarlar arasında yalnızca bu üçü başkalarından alınma değil, gerçekten kendilerinin olan şeyler söylemişler, bu nedenle de ulusal olmuşlardır. Herhangi bir Rus başkalarından alınma değil de, kendinin olan bir şey söylediğinde veya yazdığında, Rusçası çok kötü bile olsa, anında ulusal kabul ediliyor. Benim için kesin bu.”