Elbette zaman içerisine yayılarak, Mekke'deki veya Horasan'daki bir çiçeğin tohumunun bir kuşun gagasında, arının iğnesinde, rüzgârın esintisinde yol alıp, varıp Anadolu'da tomurcuklanması hızıyla oldu bütün bunlar. Birkaç nesil geçti aradan. İnsanlar ana babalarından ve konu komşularından duyduklarını doğru bilip, işin aslını sorup araştırmayı bırakınca ve sayıları her geçen yıl biraz daha artınca hakikatin cüzü parçalara ayrıldı. Bendenizin fikrince Anadolu büyük bir ülkeydi. İnsanların gönül köşkleri kat be kat, fersah be fersahtı... Herkese de yer vardı, her geleneğe de ve her yaşayışa da... Yerlerini dar zannettiler. Bilseniz ne zordu yukarıdan bu kavgaların beyhudeliğini görüp de gidişata dur diyememek... O ağaçların, kuru dalların, şadırvanların, kümbetlerin, kubbelerin, minarelerin dili olsa da konuşsa...