“o korkunç gecede, oturduğum ve akan, akan ve akan kana karşı, gözlerimin önünde onu yakıp kavuran ateşe karşı bir şey öğrenebilmek için, bir şey bulmak için, bir şey yaratmak için beynimi parçaladığım gecede... ölüme karşı, giderek yaklaşan ve yataktan defetmeyi bir türlü başaramadığım ölüme karşı. Anlıyor musunuz, doktor olmak demek ne demek, bütün hastalıklara karşı her şeyi bilmek -yardım etme sorumluluğu olmak, sizin de bilgece söylediğiniz gibi- ve yine de ölmekte olan birinin yanında güçsüz bir şekilde oturmak, bilmek, ama yine de gücü olmamak... yalnızca o tek şeyi, o korkunç şeyi, kendi vücudundaki bütün damarları parçalasa da ona yardım edemeyeceğini bilerek... sevdiğin bir bedeni izlemek, onun perişan halde, acılar içinde kanadığını görmek ve bir güçlenen bir sönen, insanın parmakları arasında akıp giden bir nabzı hissetmek… doktor olmak ve hiçbir şey bilmemek, hiç, hiç, hiçbir şey…”