Kabusu katlanır kılan ona uyurken yakalanmanızdır. Uyanınca gerçeğe minnetle sarılırsınız, geriye sadece iğrenç bir ürkeklik kalır. Gündüz kâbusu ise hayatın içinde başlar ve size sarılacak bir gerçeklik bırakmaz. Yaşamınız kabusun bir parçası olmuştur zaten.
Savaşın, dağların kuzeyine sarmaşık gibi dolandığı nefessiz zamanlardı. Yüksek vadilerden, sisli ormanlardan geçen ölü kervanları, bedenleri toprağa yayılmış, kanları henüz sıcak bahtsız ruhları topluyor, öbek öbek tanrının kapısına bırakıyorlardı...
Bütün dinler, sabık dinlerin uyarlanması, çağa uygun hale getirilmesi ve dönüştürülmesinden başka bir şey değildir. Hepsinin tarihi geriye gider ve bizi, insan inanışlarının ilk temeli olan animizme götürürler. Animizm, ilkel insanları bilinmeyenden korku duymaya sürükleyen bilgisizliğin ve batıl inanışların bir ürünüdür.
...düşüncenin yaklaşıklığı ile gerçeğin kesinliği arasında düşlenemez olanın yarattığı küçük bir boşluk vardı ve onun bir türlü peşini bırakmayan da bu boşluktu. Hem sonra, düşlenemeyenin arayışı çıplaklığın ortaya serdikleriyle sınırlı değildir; daha da ötesi vardır...