Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cihan' la aralarında her şeye rağmen bir benzerlik var mıydı? Bir ayrıntı, ama devasa bir ayrıntı: ikisi de çocuk istemiyordu. Cihan, bir döl taşıyıp karnını şişiremeyeceğine karar vermiş ve bu konuyu kestirip atmıştı. Hayyam da, taptığı bir Suriyeli şairin, Ebülâla'nın vecizesini benimsemişti.: "Beni dünyaya getirenin günahını çekiyorum, ben bu acıyı kimseye çektirmeyeceğim."
Bu tavır bizi yanıltmamalı, Hayyam hiç öyle insan kaçkını birisi değildi. Şu sözler onun değil miydi zaten: "Istıraptan belin büküldüğünde, dünyanın üzerine ebedi bir gece çöksün istediğinde, yağmurun ardından ışıldayan yeşilliği düşün, düşün bir çocuğun uykudan uyanışını." Soyunu sürdürmeyi reddetmesinin nedeni, varoluşun ona taşınamayacak kadar ağır bir yük olarak gözükmesiydi. " Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana" deyip dururdu.
Sokaktan geçerken, telkâri ustasından duyduğum o türkü takılıyor dilime: Bu dünya bir penceredir/ Her gelen baktı geçti, diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri ,sözümona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi? Ya o din âlimi geçinenler? Din alanlar, din satanlar, laf kalabalığından başka ne söylüyorlar? Onların bütün laflarını da bir Karadeniz türküsünün iki dizesi açıklıyor. Bu dünya yalan dünya/ Öteki de şüpheli.