Yöneldi gönlüm o güzellerden birine âşık oldum birdenbire ona
Öyle güzel biri ki bir benzeri daha yok insanlar arasında
Kaldıracak olsa bir an yüzündeki örtüyü, gösterir sana bir parıltı
Işığı hiç sönmeyen, değişmeyen güneş gibi bir parıltı
Yüzünün parlaklığı güneş parlaklığı saçının karalığı gece karanlığı
Ah ne şaşırtıcı bir suret böyle! Onda biraraya gelmiş güneşle gece
Onunla beraberken biz geceleyin sanki gündüz ışığındayız
'Gözyaşları aktı birden alyanaklarının üzerine sel gibi
Ve tutuşturdu içindeki alevleri ve yaktı yalımlanan yüreğini
O bir kırmızı güldür gözyaşlarımdan biten
O bir beyaz nergistir bembeyaz bulutlar gibi bahar yağmuru indiren
Ne zaman gülümsese güneşler doğar gül yüzünde
Rabbim ne kadar da parlak habbeler bunlar bembeyaz dişlerinde'
- Beni çok düşünmeni istemem.
- Nedenmiş o! Düşünmeden edemem, biliyorsun, seni seviyorum ben.
Sigarasını küllüğe bastırdı. "Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?"
"Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu."
"Uyuyamadan yattığı yatağında kafası durmadan yazdıklarıyla uğraşırdı. Çoğu geceler, o gün üstünde en uzun durduğu cümle gelip onu bulurdu. Alışmayı anlıyordu. İşte insan beyni bile alışıyor, hep aynı şeyi tekrarlıyordu. Boyuna, "Karıncalar bilmeden severler," diyordu. Öte yanına dönüyor, kurtulamıyordu. "Uyumam gerek," diye düşündükçe kafası sanki "Olmaz!" diyordu, "Karıncalar bilmeden severler."