Hiç düşündünüz mü: Bir kadın bedenini sattığında suçlu oluyorsa, onu buna mecbur bırakanlar neden masum sayılıyor? Ve bedenini satın alanlar neden yargılanmıyor?
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Çok öfkeliyim… Duyguluyum, düşünceliyim… Okurken elimi ayağımı titreten, bu kadar da olmaz dediğim ama çok daha fazlalarının olduğunu bildiğim, beni inanılmaz etkileyen bir kitabı inceleyeceğim: Sıfır Noktasındaki Kadın
Aylar önce Pınar Kür ’ün Asılacak Kadın kitabını okumuştum ve o kadar etkilenmiş o kadar etkilenmiştim ki bırakın inceleme yazmayı üzerine cümle bile kuramamıştım. Şimdi bir cesaret yine benzer bir kitabı okudum ve yine benzer duyguları hissettim. Ama bu sefer gücümü toplayıp üzerine bir şeyler yazmak ve içimdekileri dökmek istiyorum.
Kitabın yazarı Mısırlı bir psikiyatristtir. Ülkesindeki Kanatır Cezaevinde kadınlarda nevroz hastalığıyla ilgili araştırma yapmaya başlamış ve Firdevs isimli bir idam mahkumu ilgisini çekmiş. Firdevs kendini savunmayan, hiçkimseyle görüşmeyen, devlet başkanına af dilekçesi yazmayı bile reddeden, adeta ölüme gururla yürüyen birisidir ve bu durum yazarımızın inanılmaz ilgisini çeker. Firdevs onun görüşme talebini defalarca reddetse de sonunda Seddavi ile görüşür ve anlattıklarını yani hayatını incelemesini yaptığım kitapta kendi ağzından okuruz…
Evet arkadaşlar, bu kitabın içinde zerre kurgu yok. Okuduğumuz her şey tamamen yaşanmış; yüzbinlerce kadının geçmişte yaşadığı ve günümüzde bile benzerlerinin hâlâ yaşandığı bir hikaye… O yüzden bu kadar tesirli… Empati becerisi yüksek, kadın haklarına değer veren erkek okurlar da eminim çok etkileneceklerdir fakat bir kadın olarak ben tüylerim diken diken, yüreğim sıkışarak, iğrenerek, tiksinerek o iğrenç yaratıkların Firdevs’e dokunduğunu hissederek ve aklım almayarak okudum. Kadın olmak çok zor
“Bir roman, anlatmak istediği fikirlerin ağırlığı altında ezilir mi?”
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Bugün Ahmet Ümit ’in okuduğum dördüncü kitap olan Beyoğlu'nun En Güzel Abisi ’nden bahsetmek istiyorum.
Açık konuşacağım; Bir Aşk Masalı ’nı saymazsak ( onu hiiç beğenmemiştim) Ahmet Ümit’ten şimdiye kadar okuduğum kitaplar arasında en az beğendiğim eser bu oldu. Üstelik bu kadar övülen, bu kadar sevilen bir kitaptan bunu hiç beklemiyordum.
Belki Başkomiser Nevzat serisine kronolojik sırayla başlamamış olmamın bunda bir etkisi vardır, bilemiyorum. Çünkü bu kitap, Başkomiser Nevzat’la tanıştığım ilk kitaptı. Ama dürüst olmak gerekirse, yıllardır duyduğum övgülerden sonra karakterle aramda beklediğim o bağı da kuramadım. Kötü bir karakter değildi elbette ama bende “işte bu yüzden herkes onu bu kadar seviyor” duygusunu uyandırmadı maalesef...
Kitabın beni en çok zorlayan tarafı ise klişeler oldu. O kadar fazla klişe vardı ki birçok yerde kendimi bir roman okurken değil de Arka Sokaklar’ın bir bölümünü izliyormuş gibi hissettim. Mafya tiplemeleri, polislerin kendi aralarındaki konuşmaları, bazı olayların ilerleyiş biçimi… Bir süre sonra beni hikâyenin içine çekmek yerine hikâyeden uzaklaştırmaya başladı. Açıkçası kitabın büyük kısmını sıkılarak okudum.
Ama beni asıl rahatsız eden şey bu da değildi.
Daha önce Ahmet Ümit kitaplarıyla ilgili yazdığım incelemelerde de bundan bahsetmiştim. Ahmet Ümit’in romanlarında çoğu zaman çok yoğun bir mesaj verme isteği hissediyorum. Elbette edebiyat yalnızca güzel cümleler kurma sanatı değildir. Edebiyat aynı zamanda topluma ayna tutar, sorgulatır, rahatsız eder, düşündürür. Buna sonuna kadar katılıyorum. Fakat güçlü bir romancı, söylemek istediği şeyi hikâyenin içine yedirir. Siz o mesajı satır aralarında hissedersiniz. Buradaysa birçok yerde
Hiç düşündünüz mü: Bir kadın bedenini sattığında suçlu oluyorsa, onu buna mecbur bırakanlar neden masum sayılıyor? Ve bedenini satın alanlar neden yargılanmıyor?
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Çok öfkeliyim… Duyguluyum, düşünceliyim… Okurken elimi ayağımı titreten, bu kadar da olmaz dediğim ama çok daha fazlalarının olduğunu bildiğim, beni inanılmaz etkileyen bir kitabı inceleyeceğim: Sıfır Noktasındaki Kadın
Aylar önce Pınar Kür ’ün Asılacak Kadın kitabını okumuştum ve o kadar etkilenmiş o kadar etkilenmiştim ki bırakın inceleme yazmayı üzerine cümle bile kuramamıştım. Şimdi bir cesaret yine benzer bir kitabı okudum ve yine benzer duyguları hissettim. Ama bu sefer gücümü toplayıp üzerine bir şeyler yazmak ve içimdekileri dökmek istiyorum.
Kitabın yazarı Mısırlı bir psikiyatristtir. Ülkesindeki Kanatır Cezaevinde kadınlarda nevroz hastalığıyla ilgili araştırma yapmaya başlamış ve Firdevs isimli bir idam mahkumu ilgisini çekmiş. Firdevs kendini savunmayan, hiçkimseyle görüşmeyen, devlet başkanına af dilekçesi yazmayı bile reddeden, adeta ölüme gururla yürüyen birisidir ve bu durum yazarımızın inanılmaz ilgisini çeker. Firdevs onun görüşme talebini defalarca reddetse de sonunda Seddavi ile görüşür ve anlattıklarını yani hayatını incelemesini yaptığım kitapta kendi ağzından okuruz…
Evet arkadaşlar, bu kitabın içinde zerre kurgu yok. Okuduğumuz her şey tamamen yaşanmış; yüzbinlerce kadının geçmişte yaşadığı ve günümüzde bile benzerlerinin hâlâ yaşandığı bir hikaye… O yüzden bu kadar tesirli… Empati becerisi yüksek, kadın haklarına değer veren erkek okurlar da eminim çok etkileneceklerdir fakat bir kadın olarak ben tüylerim diken diken, yüreğim sıkışarak, iğrenerek, tiksinerek o iğrenç yaratıkların Firdevs’e dokunduğunu hissederek ve aklım almayarak okudum. Kadın olmak çok zor