"Tabiat kanunlarına göre insanlar daima bütün yeniliklere karşı gelirler. Ama bu uzun sürmez. Çünkü önemli olan hayatın aldığı biçim değil, hayatın kendisidir."
Evinden kovulan yağmur damlalarının tenimde kendilerine mesken ararken eriyip gidişindeki o aceleci tavırları gibi bir yere ait olamamışlığın verdiği hissiyatla bocalayarak tükeniyorum. Kaçırdığımı biliyorum, hem de çoğu şeyi. Naçizane geç kalmışlık yapışmış ruhumun derinliklerine. Körelmiş bir bıçak saplamaya çalışırken göğsümden içeri meğer bir kör elmiş beni benden koparmaya çalışan. Ellerin ne dediğinden çok ne demediğidir beni ilgilendiren. Belki de alışılagelmişin dışındaki bir ilgisizliğin getirdiği kayıtsızlıktır içimdeki bu rahatlık. Köhne kalp odacıklarımda her saniye duyduğum o duvarları yumruklayışlar, bir yaşam belirtisi mi yoksa iniltisi midir? Beklemiyorum, aramıyorum ama yavaş yavaş eriyorum, tükeniyorum. İçimde tüketilmek için alınan bir çikolatanın açılan paketinde tüketilmeden duran bir çikolata parçasının ya da tüketilmek için alınan bir ekmeğin masanın altında unutulmaya yüz tutmuş kırıntılarının hüznünü taşıyorum. Tüketmek ve tükenmek arasındaki bu arz talep labirentinde bir çıkmaz sokaktır sonum.