Her polisiye türü roman gibi Yabancı da içinde az ya da çok bir şekilde adalet kavramına yer veriyor. Ama kitap, çoğu polisiye romanın odak noktası olmayan bir şeye yöneltiyor sorusunu: Adalete ve kanıtlara ne kadar güvenilir?
İlçe halkının sevdiği insanlardan, gerek öğretmenliği ile gerek spor koçluğuyla gençlerin de sevgisini ve güvenini kazanmış bir adamdan bir anda tüm kasabanın nefret etmesi için gereken tek şey nedir? Kitabın cevabı Terry Maitland'ın daha ergenliğe girmemiş bir çocuğa t******z etmek ve öldürmek ile suçlanması. Tüm kanıtlar onun o sabah, o saatte, o parkta olduğunu gösterirken dahi Terry bir suçludan beklenmeyecek kadar soğukkanlıkla suçlamaları reddetse bile olan olmuştur bir defa, çamur bulaşmıştır üstüne. Üstelik o bir maçın ortasındayken, tribünler tıklım tıklım doluyken tutuklanmıştır, spot ışıkları üzerindedir. Olay çözülmüş, zanlı bulunmuş gibi gözükmektedir. Fakat Dedektif Ralph Anderson, kendi çocuğunun da bir zamanlar koçluğunu yapmış bu canavarı mahkeme karşısına çıkaracakken beklenmedik bir gelişme rapor edilir: Terry Maitland'ın olayın gerçekleştiği saatte kilometrelerce uzakta bir kitap fuarında bir yazarın konuşmasını dinlediğinin kamera kanıtları ortaya çıkar. Ama bu nasıl olur? DNA ve doku testleri dahil tüm kanıtlar sanığın Maitland olduğunu gösterirken Maitland aynı zamanda uzaklardaki bir fuara nasıl yetişmiş olabilir? Yoksa adaletin sırtını tamamen yasladığı akılcı kanıtlar yanılmış mıdır? Yoksa bu olanların tümü bir tesadüften mi ibarettir? E peki insanlığın yüzyıllardır erdem saydığı akılcılık ve adalet bazı durumlarda yetersiz kalıyorsa insanoğlu suçlu ile suçsuzu nasıl birbirinden ayıracaktır? Peki bunlardan daha da önemlisi Terry Maitland katil değilse ve ikizi de yoksa, katil kimdir?
Stephen King yine kendisine