"Din problemi, şer problemi, Avrupalılaşma problemi... bizim de geveledigimiz mefhumlar. Ama kimsenin bu problemler üzerinde kafa yorduğu yok. Sağ, kovuğuna çekilmiş, münzevi, mazlum, mustarip. Sol, eline tutuşturulan reçeteyi kekeliyor, manasını anlamadığı reçeteyi. Tek ortak duygu: düşmanlık. Diyolog yok.
Tanzimat'tan beri hazır elbiseye meraklıyız, hazır elbiseye ve hazır medeniyet...
Tefekkür kılıçla fethedilmez, bir parça kendi kafamızla düşünmek ne kadar güç."
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Şöyle diyelim; Avrupa Tanzimat’tan beri aynı emelin kovalayıcısıdır: Türk aydınında mukaddesi öldürmek, mukaddesi yani İslâmiyet’i. Bu mukaddesin yerine kendi mukaddesini aşılayamazdı. Çünkü misyonerin hedefi, Devlet-i Âliye’yi Hıristiyanlığa kazanmak yani, Devlet-i Âliye ile bütünleşmek değil, ezeli düşmanını “etnik bir toz yığını haline getirmekti, istediği kalıba sokacağı şuursuz ve irâdesiz bir toz yığını.
Kaldı ki İslâm’a teklif edeceği bir mukaddesi de yoktu, Avrupa’nın. Tahrip ameliyesi hiç değilse aydınlar “kesimi”nde tam bir başarıya ulaştı. Batı’nın muharref Hristiyanlığa tevcih ettiği tenkitleri kendi dinimiz için de geçerli sandık. “Hür-endiş”likleriyle övünen nesiller türedi. “hür-endiş”ler ananeye düşmandılar, tek mabutları vardı: teceddüt ; tek mabetleri: Avrupa."
Kitabın giriş kısmında okudugum şu cümle hem kitabın işlediği konuların nasıl bir seyir izleyeceğini tahmin etmemde hem de günümüzde yaşadığımız olayları anlamlandırmami sağladı; "Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj ve algı, gerçekliğin yerine geçer. Algıyı belirleyen, gerçekliği de kontrol etmeye başlar. Bu bakımdan Islâm ve Batı arasındaki ilişkilerin çoğu zaman bir algı ve imajlar savaşı olduğunu da unutmamak gerekiyor"
Evet, geçmiste ve günümüzde gerçekten de 'Algıyı belirleyen' ler pek çok noktada gerçeklik ve yalnışın bilinmesi ve belirlenmesinin önüne geçmişlerdir. Antisemitizmden Islamafobiye kadar İslam medeniyetinin dünya bilim felsefe tarihine katkı sağlamadigi sadece bir geçmişteki bilgi ve birikimi geleceğe nakil sürecinin bir safhasında yer aldığı algısına ve günümüzde İslam dinine mensup bireylerin terörist, şiddet yanlısı ve korkulacak insan olarak bakılması, Batı menşeli Holywood gibi flim, sinema ve basım yayım organlarının yaratmış olduğu Islâm algısı ve buna mukabil tersten bir bakış açısıyla konuya bakıldığında her Batı mensubu kişinin bir işgalci, bölücü, sömürücü ve ayrıştırıcı olarak bakılması gibi daha nice hususlar bizim algılama ve gerçekliği tayin etme yetimizi zora sokmuştur. Kitap gerçekten bir tarihçi sorumluluğuyla yazılmış ve İslam-Batı tarihine dair pek çok konuda bakış açımızı değiştirecek türden bilgilerle doldurulmuştur. Islâm ve Batı ilişkiler tarihini önyargısız ve algıların tahakkumu altında kalmadan öğrenmek isterseniz başvurmanız gerek bir kitaptır. Ve ayrıca 'Ben ve Öteki' idrakinin felsefi temelli bakış açısıyla ele alan bir anlatım tarzıyla felfesi mahiyette bir kaynak olma özelliğine sahip bir kitaptır. Ancak benim en büyük hatam elimde olmasına rağmen Akıl ve Erdem kitabını önce okumamam oldu. Çünkü pek çok