Şu kadınlar ne garip mahluklar. Duygusal durumları ne kadar çabuk değişebiliyor. Küçücük şeylerden nasıl da hemen etkileniveriyorlar. Bir anda dünyanın en mutsuz en kederli, en suçlu insanı iken, nasıl da kolayca gökyüzünün en üst katına çıkabiliyorlar. Sevgileri, tutkuları uğruna neleri göze alabiliyorlar. Onlar için yaşamın temel şartı SEVİLMEK. Aşkla tutkuyla sonsuza kadar sevilmek ve vazgeçilmemek. Her şeyi affedebilirler ama sevilmemeyi asla.
Pavel anasının yüzüne yaklaştırdı yüzünü, tıpkı babası gibi öfkeyle, “Başımıza ne geliyorsa, korktuğumuz için geliyor,” dedi. “ Bizi yönetenler korkumuzdan yararlanıyorlar, bu daha da çok korkutuyor bizi.”
Herkes kendisini ifade etmek için kelimeleri kullanıyordu. Ben hariç. Ve eminim ki tüm bu insanlar kelimelerin gücünün farkında değildi. Oysa ben farkındaydım.
“Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır!”