Evet madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın.
Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisab ve taat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücazatı; o rahmet ve cemale, o izzet ve celale lâyık bir tarzda olacak diye "Rabb-ül Âlemîn" ve "Sultan-üd Deyyan" isimleri cevab veriyorlar.
Asâ-yı Mûsa
Felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemalât-ı insaniyeye ve san'atın terakkiyatına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise, Kur'an ile barışıktır. Belki Kur'anın hikmetine hâdimdir, muaraza edemez. Bu kısma Risale-i Nur ilişmiyor.
İkinci kısım felsefe ise, dalalete ve ilhada ve tabiat bataklığına düşürmeye vesile olduğu gibi…
Asâ-yı Mûsa - 5
Madem ki bu kainatta bir düzen var elbette bir düzenleyen, bir yaratıcı var;
Madem ki bu kainatta hersey hikmetle yapılmış elbette insanda bir hikmet üzere yaratılmış;
Madem ki insan bu hikmeti kendi aklıyla bulamaz veya farklı farklı bulur elbette insana bu hikmeti öğretecek bir kelam ve bir öğretmen gerektir;
Madem ki gerekir elbette olacaktır ve olmuştur;
Madem ki bu kelam Kurandir, öğretmen Hz. Muhammed (sav) dir elbette bu kelamı ve öğretmeni dinlemek insanlığın gereğidir.
Yani madem ki bu kainatta bir düzen var elbette insan namaz kılacak elbette yalan konuşmayacak elbette istikamet üzere düzgün bir insan olacaktır.
Kur'ân-ı Kerim şöyle de cevap vermektedir: "Onların yaptıkları her bir (iyi) işi ele alırız, onu saçılmış zerreler hâline getiririz (değersiz kılarız)" Bu ayet-i kerimeden de anladığımız üzere ahirette bir fiilin karşılık bulabilmesi için sadece o işin "iyi" olması yeterli gelmemektedir. Bilakis yapan kişinin de "iyi" olması gerekir. Bu noktadaki iyiliğin ölçüsü de Allah’ın kitabında belirlenen düsturlara uymasıyla tespit edilebilecek bir şeydir.