Baudelaire, başkalarına benzemediği, yerine oturmuş bir dünyanın, bir cemiyetin kucağında haykırıyor, Sartre'a göre (Fragments d'un portrait de Baudelaire, T. M. no. 8). Önce bu başkalığını bir isyan ve bir öfke ânında üvey annesiyle üvey babasına karşı ilan etmiş. Ama bahis konusu olan sadece bir ayaklanma, ihtilalci bir hareket değil. İhtilalci, dünyayı değiştirmek ister. İsyankâr, -aleyhlerinde atıp tutabilmek için- acısını çektiği yolsuzlukların sürüp gitmesini ister. Isyankârda daima böyle bir kötü niyet, böyle bir suçluluk duygusu vardır. Düzeni yıkmak da istemez, aşmak da. Sadece ayaklanır ona karşı. Saldırışları ne kadar sertse içinde duyduğu karanlık saygı da o mertebe köklü ve kuvvetlidir. Bazı haklara, açıktan açığa olmaz diye haykırırken, kalbinin derinliklerinden çıkarıp atamaz onları: Bu imtiyazlar kalksa onun da hikmet-i vücudu kalmaz. Baudelaire, aile mefhumunu yıkmayı hatırından bile geçirmemiştir. Denilebilir ki çocukluk merhalesinde kalmıştır hep.