Bazen dünyaya yerleşemiyorsun.
Zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of, of" deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde, bir zerrecik bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve fikrin, o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun.
Gündelik konuşmalarda hepimizin dilinden, hâfızaya dair, hâfızayı verenden sarf-ı nazar eden kelimeler sık sık dökülür durur.
“Birini bir göreyim, bir daha unutmam.”
“Okuyunca, hemen ezberimde kalır.”
“Rakamları mutlaka aklımda tutarım.”
“Telefon numaralarını ânında ezberlerim.”
Böylesi sözleri dikkatsizce söyler dururuz da, şuna dikkat etmek hiç aklımıza gelmez: unutmamayı nasıl başarıyoruz? Ezberimizde nasıl kalıyor? Akılda tutmak nasıl oluyor? Bunları sormaz; ama hafızamızla övünmeyi sürdürürüz.
Gerçekten, ‘övgüye değer’ eşsiz bir hazinedir hâfızâ her şeyi maddeye indirenler onu mercimek kadar bir et parçasına izafe etmeye kalkışırlar gerçi; ama hâfızâ küçücük bir et parçasına mal edilmeyecek kadar muazzam bir şeydir.
Oruç,insanın katıldığı,her yıl bir ay katıldığı bir ruh şölenidir.
Üstün insanların davetlisi olduğu bir tabiatüstü ziyafet, bir gök sofrasıdır.
Yani, Samanyolunda Ziyafet...