N❁

Kendime İnceleme
Puan vermedi·248 syf.··
2026 36. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 11:39
Kimseyle yorulmak istemiyorum, yeterince yoruldum… Her kitabı okuduğumuzda içinde kendimize dair bir şeyler arar dururuz. Bazen bir cümle bazen bir karakter bazense kitap da geçen bir mekan. Hemen kendinizi yerleştiririz içine. Çok yorgunum, hayattaki ‘benin’ karşılığı yorgunluk.  Ondandır sanırım bu cümle çok dokundu bana… Ben de artık yorulmak istemiyorum. Kimseyle yorulmak, kendi kendime yorulmak, bedenen, fiziken, ruhen, kalben hiçbir şekilde yorulmak istemiyorum artık! Hani Meltem buldu ya kitabın sonunda huzuru, yılların yorgunlugu birkaç saatte geçti ya ben de bunu istiyorum. Ben de bu ümitten istiyorum. Kaybettiğim ümidi yeniden bulmak istiyorum. En iyisi susmak. Susarak yaraların iyileşmesini beklemek…
Edebiyat
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,6bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aşkın yükü ağır, vesselam…
Puan vermedi·272 syf.··
2026 32. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 23:40
İnsan o yükü taşırken yoruluyor ama yoruldukça da derinleşiyor. Aşk bir ateşten deniz ve aşık o denizi mumdan bir kayıkla geçmeye çalışan kişi… Çok yorgunum, çok yoruldum okurken. Aşk ızdırabı işledi her zerreme… Aşk yükü çok ağır yalnızsan ve aşkından mecruh isen nefes almak ızdırap. Dünya aşıklar için çile yurdu anladım. Aşk, ahh aşkkk… Kendimi bildim bileli dediğim gibi; Yaşamı sevdiğinle paylaşmak nimettir… Aşığım, yorgunum ve yapayalnız…
Edebiyat
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
iadeli taahhütlü sefalete gönderilmek
Puan vermedi·192 syf.··
2026 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 21:34
"Allah gördüğünden geri bırakamasın" diye dua eder eskiler... İşte böyle başlıyor hikaye, 13 yaşına kadar piyano dersleri, deniz kıyısında yazlıklar, tertemiz çarşaflar ve "tek çocuk" olmanın özeniyle büyüyüp; bir anda o çiş kokulu, yer yataklı, bağırış çağırış dolu mahrumiyete fırlatılmak... Bu sadece bir konfor kaybı değil keskin bir kimlik kaybı! #k:477840... İki İhanet Arasında Bir Çocuk Kızın ismi kitap boyunca yok; o sadece "L'Arminuta", yani "Geri Verilen". İki anne figürü var,bbiri onu doğurup başkasına veren bir yabancı, diğeri ise onu 13 yıl büyütüp bir eşya gibi kargolayan bir hain. Kitap ilerledikçe anlıyoruz ki, asıl cehennem azabı o yoksul ev değil; o pırıltılı hayatın aslında bir yalan üzerine kurulu olması. Adalgisa'nın (şehirli anne) bencilliği, öz annenin o kaskatı duygusuzluğundan çok daha fazla can yakıyor. Çünkü biri imkansızlıktan bırakmış, diğeri ise "artık ihtiyacım yok" diyerek... Finalde elimizde kalan tek gerçek ise kız kardeşlik. Kitabın başında o pisliğin içinde kızı karşılayan küçük Adriana, aslında bu bataklığın içindeki tek temiz su. Aralarındaki bağ, kan bağından ziyade bir "kader ortaklığı". Herkesin birbirine yabancı olduğu, sevginin bir lüks sayıldığı o evde, Adriana'nın o ilkel ama sarsılmaz sahiplenmesi, kızın akıl sağlığını koruyan tek kalkan. Son olarak; Geri Verilen Kız , bize aidiyetin bir kağıt üzerinde veya bir evde değil, ancak birinin gözlerinde (o kişi Adriana bile olsa) bulunabileceğini kanıtlıyor. Kitap bittiğinde burnunuzdaki o koku gitmiyor ama zihninizde şu soru kalıyor: Gerçekten nereye aitiz? Bizi büyütenlere mi, bizi doğuranlara mı, yoksa bizi bırakmayanlara mı? Ya da bizi sahiplenenlere mi?
Edebiyat
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,137 okunma
Sislerin içindeki gerçekler...
Puan vermedi·240 syf.··
2026 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 20:00
Sis: İradesizliğin ve varoluşun anatomisi Miguel de Unamuno ’nun Sis'i bir roman okumaktan ziyade, puslu bir aynada kendi yansımanla kavga etmek gibi bir deneyim. Kitap boyunca Augusto Pérez denen o adama( benim eziğe) "Kendine gel artık!" diye bağırmak istiyoruz, çünkü karşımızda bir yetişkin değil, hayatın içine fırlatılmış ama henüz 'ben' olmayı becerememiş bir taslak(yarım çünkü)var. Ezikliğin Felsefesi: Augusto Pérez Augusto, edebiyat tarihinin(en azından benim okuduğum) gördüğü en iradesiz karakterlerden biri olabilir. Evden çıktığında hangi yöne gideceğine rüzgarın karar verdiği bir adamdan bahsediyoruz. Ya da bir sokak köpeğinin peşine takılıyor. Bir kadına aşık olduğunu fark etmesi bile sanki bir aydınlanma değil, "Herkes aşık oluyor, sanırım sıra bende" diyen bir çocuğun şaşkınlığı gibi. Onun bu "ezikliği", aslında Unamuno’nun bize kurduğu bir tuzak: Bir insan, kendi iradesini bir kenara bıraktığında sadece bir gölgeye dönüşür. Augusto da kitabın büyük bir kısmında sadece o sisin içindeki bir gölge. Rüzgar essin o sis dağılsın diye çok dua ettim ara ara:) Eugenia: Bir kaçış mı(sıkıştırılmış hayatından), bir kurgu mu? Augusto’nun Eugenia’ya duyduğu o hastalıklı saplantı, aslında kadına olan aşkından değil; kendi boşluğunu( hayatta annesi tarafından hep geride tutulmuş) doldurma çabasından kaynaklanıyor. Duyguları olduğunu yeni keşfeden birinin o çiğliğiyle, her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Biz okurken onun bu acizliğine dişlerimizi sıkıyoruz ama o, kendi zihninin yarattığı o sisin içinde kaybolmayı, gerçekle yüzleşmeye tercih ediyor. Ve o meşhur "Tokat": Yazarla Yüzleşme Kitabın zirve noktası, o nefret ettiğimiz Augusto’nun, bizzat yazarın (Unamuno’nun) ofisine gidip hesap sorduğu o andır.( Tam dedim tamam oluyor, uyanıyor) İşte orada, o ezik
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
İnsanın bir SATAN'a dönüşme hikayesi...
Puan vermedi·210 syf.··
2026 17. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2026 20:47
Üfff üfff üf bir Hakan Günday kitabı gene... Daha önce hiç üzmediği gibi bu kitapta da üzmedi beni :) Günday hayatı kendi zihniyle kurgulayıp ilginç ortam, karakter ve nesnelerle metoforize etmeye bayılıyor. Kitap, tatil bölgesindeki bir Centerda bir günde yaşananları anlatıyor. Ama nasıl anlatmak her cümle, her paragraf bir mizansen bir kayboluş bazen hapsediş okuyucuyu. İnsan zihni o altınların, pırlantaların içinde kayboluyor okudukça ve hatta karakterlerle beraber tezgaha geliyor:) Öyle bir zaman algımızla oynuyor ki yazar bizde o bir güne hapsolmuş hissediyoruz kendimizi. Antalya'nın o müthiş sıcağını, Centeren o canlı aydınlık kalabalık ışıltısına kendimizi kaptırıyoruz. "İnsanın içindeki şeytanın/satanın" nasıl her kılığa girebildiğini görmek o ortama rağmen insanı bir miktar buz kestirmiyor değil. Benim için kitaptaki en büyük odak "Kozan"... Ana karakterimiz baş tezgahtarımız. Onun hayata başlayayışı ve başladığı yerden fersah fersah uzak bir şekilde hayata devam edişi. Kozan'ın yaşam içindeki o değişimi; insanı artık "insan" görmüyor, sadece "cüzdan" ve "zaaf" olarak görüyor. Dili bir iletişim aracı olmaktan çıkarıp bir silaha dönüştürmüş. Ağzından çıkan her kelime karşı tarafı mağlup etmek, tezgaha getirmek için birer kurşuna dönüşüyor. Ve benim açımdan Kozan'ın diplomatlıktan bir tazgahtara dönüşmesini insan fıtratı adına bir yenilgi olarak görüyorum. İyiden kötüye bir evrim... Hatta pes ediş... Pes etmek, suçu acılı bir aşk hikayesine atmak çok kolay gelmiş. Ve kendini dünyanın olumsuz girdabına bırakmış. Öz benliğini terk edip kötü evriminin getirdiği akışa kendini bırakmış. Fıtrat yenilgisine Kozan büyük bir örnek. En eğitimli, en rafine insan bile, doğru basınç ve doğru prim altında bir canavara dönüşebilir örneği! Malafa, bir Center da geçen
Edebiyat
MalafaHakan Günday · Doğan Kitap · 20175,6bin okunma