Sağlığımıza sevilerek ve başkalarını severek kavuştuğumuzu artık biliyorum. Tek kişilik gizli bir toplum kurarak iyileşemeyiz. Kabul edebileceğimiz diğer “tek” toplum üyesini kafaya takarak, sabit fikir haline getirerek ve elbette kaçınılmaz olarak hüsrana uğrayarak, iyileşmemiz mümkün değil. 
“Hadi olanca gücümüzü ve tatlılığımızı
Yuvarlayıp bir top yapalım;
Ve zevklerimizi çetin bir mücadeleyle Yaşamın demir parmaklıklarının arasından içeriye sokalım.
Böylece, kıpırdamadan durmasını sağlayamasak bile güneşi,
Koşmaya zorlayabiliriz.”
Bazı kitaplar olay anlatır, bazıları duygu bırakır.Nar Ağacı bende uzun süre geçmeyen bir hüzün bıraktı:(
Romanın en etkileyici yönlerinden biri, tarihle duyguyu dengeli biçimde birleştirmesi. Özellikle savaşın insanlar üzerindeki sessiz yıkımı büyük olaylardan çok küçük ayrıntılarla anlatılmış.Kaybedilen evler, yarım kalan aşklar ve suskunluklar kitabın atmosferini oluşturuyor.
Geçmişin insan ruhunda nasıl yaşamaya devam ettiğini anlatan güçlü bir roman.
Nazan Bekiroğlu’nun şiirsel dili sayesinde savaşın, göçün ve kaybolan hayatların acısını çok derinden hissettim.
Bir ağacın dallarında sadece meyve değil; özlem, savaş ve yarım kalmış hayatlar da büyüyormuş… Nar Ağacı’nı okuyunca anladım.
Okurken hiç acele etmedim. Zaten istesem de edemezdim:) Sakin sakin, derin derin işledim cümleleri içime.
Yavaş ilerleyen ama çok etkileyici bir kitaptı. Tavsiye ederim…