İnsanlar önlerine gelen her ne olursa yiyor. Kaynağı nedir, ne ile muamele edilmiştir, nereden gelmiştir diye sorgulanmıyor. Kalabalık arasında adeta sürü psikolojisiyle hareket ediliyor.
Padişahlarnn çoğunluğu bahçe sevgisini taşımış ve çiçek türlerinin en güzellerini bulundurmak için gayret sarf etmişlerdir. Lâle sevgisi bir devre adını verecek kadar ileri gitmiş ve dünyanım en güzel en nadide lâleleri bu hasbahçelerde yetiştirilmiştir.
Kanuni devrinde istanbul'a gelen Avusturya Elçisi Busbecq, Türklerdeki çiçek sevgisini şu ifadeleriyle nakletmektedir:
"İstanbul'a yaklaşmıştık. Buradan geçtiğim zaman her yanda nergis, sümbül, lâle gibi türlü çiçekler gördük. Bunların kış ortasında açmış olmaları şaşılacak bir şeydi. Zira mevsim elverişli değildi. Çiçekler o kadar güzel kokuyordu ki, bizler gibi alışık olmayanların başını döndürüyordu. Çiçeklere çok düşkün olan Türkler bir güzel çiçek için aşırı paralar vermekten
çekinmezler..
Türkler gül yapraklarını da yere düşürmezler. Çünkü inançlarınca gül, Peygamberlerinin terinden meydana gelmiştir."
ilk yaratılışa inanmak, ikinci yaratılışa inanmaya göre daha zor ve şaşırtıcı bir iştir. Aslı inbariyle insan, görmediği ve sebeplerini bilmediği olaylar hakkında şaşkınlık göstermektedir. İlk yaratılışı ayrıntılı bir şekilde bildiğinden, insanlar bu konuda şaşkınlığa düşmemekte, ancak ikinci yaratılışı görmedikleri için inkârcı bir tavır takınmaktadırlar.