"Ne evin var, ne de bir kimsen," diye devam etti; "bırak her şeyin ben olayım, daha da iyisi ikimiz birbirimizin her şeyi olalım. Gelenekler zorunluysa, geleneklere ille de uymamız gerekiyorsa - işte sana elimi uzatıyorum. Sonsuza kadar senin olacağıma yemin ediyorum."
Korku, hayatımıza heyecan getirebilir ve hayatımızı cehenneme çevirebilir. Bunların ikisini aynı anda yaşatır ya da birini diğerinin üstünden geçindirebilir.
Zweig'in psikolojik analizlerine "Bir Çöküşün Öyküsü" kitabında hayran kalmıştım, bu kitap daha da etkilenmeme neden oldu.
[Spoiler]
Çaresizliği, intihar isteğini, ölmeye karar verdikten sonra gelen rahatlamayı... Hepsini çok kolay hissetmemi sağlayan bir kitaptı.
Irene, zaman ve vicdan kavramıyla ölen bir kadın.
Normalde cezalandırma sisteminde vicdan kavramı beni etkilemez, gözle görünen bir ceza isterim ama Fritz'in eşine bu denli acı çektiren bir ceza vermesi, sonra pişman olsa da bence Irene'nin hak ettiği bir yargıydı. Sonucunda intihar etmeye kalkışacağını tahmin edemezdi. Eve geldiklerinde Fritz'in Irene'ye söyledikleri beni çok etkiledi."... Ama geri dönmeni istiyordum... Hazır olduğumu... bağışlamaktan başka bir şey düşünmediğimi... hep hissettirdim sana, ama sen anlamadın..." Burada Fritz'in üzerindeki çaresizliği, çocuklarını düşündüğünü anlıyoruz. Ve ben üzülerek söylüyorum Fritz, Irene'yi gerçekten seviyor muydu bilemiyorum, öyle olsa da buna inanmıyorum. Ailesini dağıtmamak için çok uğraşan bir adam ama eşine aşık bir adam mıydı?
Bilemiyorum...
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma
Gecenin bu saatinde kimler uyumuyordur bu şehirde? Pencereden baktım. 4 evin ışığı yanıyor. Birinde deli bir kadın yaşıyor. Belli ki geceden çok korkuyor. Deli kadınlar gecelerden korkarlar. Cinler kötülüğün müziğini geceleri çalarlar. Deli kadınlar bu müziği duymakta ustadırlar.