Etrafındakiler hallerinden hayli hoşnut görünüyor, yüzlerinde narkotik bir tebessümle, oğlanın kulak tırmalayan müziğine filarmoni orkestrası muamelesi yaparak, etkilenmiş gibi iç çekip göz süzüyorlardı. Doğal durmayan, fazla kaçan, rahatsız edici bir dalga yayılıyordu havaya. Sanki yolun doğasın da tabii olarak bulunan baştan çıkarıcı ruhu hıncahınç cilalayarak, maceralarını daha da gösterişli hale getirmek için çırpınıyorlardı. Daha da tuhafı, bunun münferit değil, elbirliğiyle sarf edilen bir gayret olmasıydı. Kalkıp inen cep telef onlarını fark edince masaya sinen kolektif mübalağanın sebebini kavradım.
Birbirlerine omuz vererek, yaşadıkları anı bir Instagram hikayesine sığabilecek şekilde estetize etmeye çalışıyor, kendileri olmaktan ziyade, kendilerini oynadıkları bir filmin içindeymiş gibi yapmacık tavırlarla kıkırdıyorlardı. Sorsam, yola anı yaşamak için çıktıklarını, akışta karşılaştıkları her minik teferruatın tadına varıp mucizevi hayat dersleri çıkardıklarını filan anlatacaklardı. Oysa kadrajlayabilecekleri bir gösteriye dönüştürebilmek telaşıyla hayatlarındaki biricik anları harcıyor, bilgece çoğaldıklarını iddia ederken ahmakça eksiliyorlardı. Kendileriyle baş başa kalmaya tahammül edemeyen korkakları ve onların kalabalıklarda avuntu arayışının zavallılığını nerede görsem tanırım, yine tanıdım. Sahici ışık saçamayacak kadar kararmış o minik sirkte oyalanmadan doğruca odama çıktım.