Babama bir füze attım, sonra yerden kendi parçalarımı topladım
Alt sınıftan ailelerin akıllı çocukları, daha öfkeli oluyorlar. Böyle bir araştırma var mıdır bilmiyorum ama gözlemim bu. iPhone ile eglenmiyor, dünyayı gezerek vakit öldürme hırsı yok, mahrum kaldığı şeyleri reddederek intikam alıyor. Bir gün en tepede,zengin, varlıklı, her şeyin sahibi olmak cezbedici olsa da babasını kimin öldürdüğünü bilen biri, her tür siyasi ikbal ve mülkiyet hırsına gözünü yumabiliyor. Bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister diyor ya Batman : Dark Knight filminde. Aynen öyle.
Bu kitap otobiyografik olmasaydı fazla didaktik, gazete için yazılmış bir köşe yazısı olurmuş derdim. Ama hem kurgu hem otobiyografi karıştırılınca,ortaya çok ilginç bir şey çıkmış. Sert, diri, tehditkar ve capcanlı bir kitap. Kitabın neredeyse elle tutulur bir etkisi var . Fiziksel olarak hissediliyor tesiri. Bu kadar didikleyen, ele aldığı şeyi kurcalamaktan ve kendini de hırpalamaktan korkmayan bir metin yazmak nereden baksanız takdire şayan. Kısacık, çünkü bütün ıvır zıvır kısımlar atılmış gibi, yüzlerce sayfa yazmış sanki ama sile sile elli sayfaya kadar düşürmüş,ama sildikçe yazdıklarının kalitesi ve vuruculuğu da artmış, çünkü iyi edebiyat, yazmaktan çok silmekle ilgilidir. Belki de böyle olmamıştır ama okurken metnin yoğunluğu bunu düşündürdü. Doğuştan zengin olan birinin,iyi bir babası olan birinin bu kitabı sevmesi zordur elbet . Ama anlaması zor değildir. Bel fıtığının,kronik hastalıkların, çalışmakla geçen ve erkenden biten işçi hayatlarının asıl müsebbibinin sağlıklı yaşamamak değil devlet politikası olduğunu anlamak için elli sayfa okumak yeterli.
Babasının en savunmasız zamanında ona ölümcül saldırısını yapabilen ama yine de onunla barışmak isteyen bir çocuğun kitabı diyelim en