Toprak

Ürkütücü ama güzel
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2025 00:56
Yerli edebiyat okurken nicedir birbirinin aynı olan kitapları okuyup sıkılmaktan dem vuruyorum. Bu sefer farklı !!! İtiraf etmeliyim ki Hakan Bıçakçı okumadan önce şüphelerim vardı. Niye mi ? Baş karakteri erkek, bekar, kadınlarla başı dertte olan( ya karisindan boşanmış, ya sevgilisi terketmiş veya aldatılmış vs), varoluş amacını bir türlü bulamamış , kimliksiz, kişiliksiz roman kahramanlarının olduğu sürüsüne bereket öykü ve romanlardan farklı olmayacağını düşünüyordum. Üstelik kitabın baş karakteri tam da bu özellikleri sergiliyor.( Erkek, kadınlarla başı dertte, şehirli, bekar, yalnız ve bunalımlı). O zaman neden farklı diyorum? Şöyle ki ;İlk olarak aynı prototipi anlatsa da farklı bir janrı deneme cesareti göstermiş. Ayrıca korku - gerilim unsurları böylesi bir şehirli yarı entel erkek tipleme için gayet iyi olmuş. Yani anlatan bir şekilde anlatıyor. Ama ne anlatmak!! Hikayedeki muğlaklık o kadar güzel ki kurguyla bütünleşmiş. Yapılan dil oyunları vs de sırıtmıyor, aksine başka türlüsü olmazmış diye düşündürüyor. Kurgu zaten ilginç: Rüyamda bir başkasının hayatını görüyorsam ,benim hayatımı kim rüyasında görüyor? Bu soru bütün roman boyunca dönüyor ve karakterlerin hepsi birbirine karışıyor,iç içe geçiyor ,böylece kahramanın ( Adı Haluk) kafa karışıklığı bize de geçiyor. Sonunda her şeyin bir sonuca bağlanıp herkesin rahatladığı romanları sevenler bu kitabı sevmeyebilir. Çünkü burada sonuç yine muğlak ve gizemli bırakılmış. Fakat burada diğerlerinin yaptığı gibi " Sonunu okuyucunun hayal gücüne bıraktım" çakallığı yok. Zaten karakter köksüz,kimliksiz, ne idüğü belirsiz olduğu için anlatı da ona göre biçim almış. Bence bu pek denenmeyen ama Hakan Bıçakcı'nın çok iyi kotardığı bir şey olmuş. Varoluş sancısı denen şey estetize edilmiş ve hep aynı formatta yaşayan
Edebiyat
Rüya GünlüğüHakan Bıçakcı · İletişim Yayıncılık · 2011283 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Biz bu edebiyatın ne xayrini gördük
Puan vermedi·92 syf.··
2024 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2024 21:42
Tıpkı hikayenin anlatıcısı olan hilkat garibesi gibi kitap da edebi bir garabet olarak yazılmak istenmiş herhalde. Tanrı anlatıcı bir anda birincil tekil anlatıcı oluyor sonra günlük formuna dönüyor ,sonra bilincakışı vs. Zaten öykü mü roman mı kurgu mu belli değil, yazarın aklında müthiş havalı cümleler varmış ve bunları araya serpiştirmek için yazmış sanki. Öyle miymiş? kitabındaki hüzün yok burada . Coşkuyla Ölmek kitabındaki öyküler de yok. Habire bunalım. Türkçe yazılan şeylerin yüzde doksanı bunalım. Peki bu yazarlarımızın bunalımları neye yarıyor belli değil, yine de alıyoruz okuyoruz,baş tacı ediyoruz. Amin diyoruz. Bunalım olmasın mı olsun tabii ama kök nedenleri hep belirsiz, ne idügu belirsiz bir önceki zamandan gelen dışlanmışlık, yalnızlık ve şairlik. Yani genel olarak kurgusal metinlerde bir matematik olur ,en kötüsünde bile olması gerekir, örneğin çocukluğum çok kötüydü diyorsanız, ve sebebi için;sadece annem babam bana hep kötü davrandığı için derseniz kurgusal bir metin yazmış olmazsınız, babanızı annenizi kötü bir ebeveyn yapan koşulları da ve bunun yarattığı çatışmayı da tarif etmeniz gerekir. En azından benim bildiğim böyle. Avangard bir eser yazmak isteyen olursa eyvallah. Fakat kardeşim hepsi mi aynı olur ya, kızgın küskün, nazlı , terkedilmiş, dışlanmışlar. Dünyaya fırlatılmış diyecem ama öyle de değil yani Heidegger'le de pek alakası yok yazarlarımızın. Bir dilin edebi gücü farklı türlerde yazılan eselerin de genişliği ile ölçülür. İyi bir aşk öyküsü bile yok neredeyse. Dünyaya mâl olmuş, dünyayı geçtim Avrupa' da veya Ortadoğu'da herkesin adını bildiği bir yazarımız var mı? Neyse ki Orhan Pamuk Nobel almış da bu yükten kurtarmış herkesi . Polisiye yazarlarımız bile kederli. ( Roman yazmak Doğu kültürüne uygun bir şey mi ayrıca tartışmak
Edebiyat
KamburŞule Gürbüz · İletişim Yayıncılık · 20198,6bin okunma
Puan vermedi·56 syf.··
Beğendi
·
2024 35. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2024 17:36
Babama bir füze attım, sonra yerden kendi parçalarımı topladım Alt sınıftan ailelerin akıllı çocukları, daha öfkeli oluyorlar. Böyle bir araştırma var mıdır bilmiyorum ama gözlemim bu. iPhone ile eglenmiyor, dünyayı gezerek vakit öldürme hırsı yok, mahrum kaldığı şeyleri reddederek intikam alıyor. Bir gün en tepede,zengin, varlıklı, her şeyin sahibi olmak cezbedici olsa da babasını kimin öldürdüğünü bilen biri, her tür siyasi ikbal ve mülkiyet hırsına gözünü yumabiliyor. Bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister diyor ya Batman : Dark Knight filminde. Aynen öyle. Bu kitap otobiyografik olmasaydı fazla didaktik, gazete için yazılmış bir köşe yazısı olurmuş derdim. Ama hem kurgu hem otobiyografi karıştırılınca,ortaya çok ilginç bir şey çıkmış. Sert, diri, tehditkar ve capcanlı bir kitap. Kitabın neredeyse elle tutulur bir etkisi var . Fiziksel olarak hissediliyor tesiri. Bu kadar didikleyen, ele aldığı şeyi kurcalamaktan ve kendini de hırpalamaktan korkmayan bir metin yazmak nereden baksanız takdire şayan. Kısacık, çünkü bütün ıvır zıvır kısımlar atılmış gibi, yüzlerce sayfa yazmış sanki ama sile sile elli sayfaya kadar düşürmüş,ama sildikçe yazdıklarının kalitesi ve vuruculuğu da artmış, çünkü iyi edebiyat, yazmaktan çok silmekle ilgilidir. Belki de böyle olmamıştır ama okurken metnin yoğunluğu bunu düşündürdü. Doğuştan zengin olan birinin,iyi bir babası olan birinin bu kitabı sevmesi zordur elbet . Ama anlaması zor değildir. Bel fıtığının,kronik hastalıkların, çalışmakla geçen ve erkenden biten işçi hayatlarının asıl müsebbibinin sağlıklı yaşamamak değil devlet politikası olduğunu anlamak için elli sayfa okumak yeterli. Babasının en savunmasız zamanında ona ölümcül saldırısını yapabilen ama yine de onunla barışmak isteyen bir çocuğun kitabı diyelim en
Edebiyat
Babamı Kim ÖldürdüÉdouard Louis · Can Yayınları · 20202,989 okunma
Bir Ayrılık,Bir Yoksulluk, Bir Ölüm
Puan vermedi·293 syf.··
2024 31. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2024 17:15
İnsan doğası kıt kaynaklar karşısında geleceği düşünmeden,uzun süreli planlar yapmadan çabuk karar vermeye programlanmıştır. İşte bu yüzden acil, sıradışı vb durumlarda bir an önce o problemi çözmek ister. O probleme odaklanırken diğer şeyleri önemli yada önemsiz olmasına bakmaksızın ihmal edebilir. Çünkü " tünelleme" yapılmıştır. Beyin tünelin içine girmiş ve çevreyi görmeden sadece önüne bakmaktadır. Bu da önemli projeleri son güne bırakma, kredi borçlarını yeni kredilerle kapatma gibi kısır döngülere girmeyi, sevdiklerine bir türlü vakit ayıramama, çok fazla kişinin kontrolünü gerektiren işlerde umursamazlık yapma gibi sorunları açıklıyor. Yoksulluğun sürekli bir acil işler ve ödenmesi gereken borçlar, yatırılması gereken faturalar silsilesi olması, birini ödemeye çalışırken diğerinin kapıda belirmesi ve insana nefes alacak zaman bırakmayıp bir jonklör gibi sürekli yere düşen topu tutup tekrar yukarı fırlatma zorluğu getirmesi, bu yüzden de yoksulluğun sürekli bir " tünelleme" yapma zorunluluğu olmasının insanın düşünme şeklini ve karar alma becerisini negatif yönde etkilediği anlaşılmaktadır.Üstelik yoksulların yanlış kararları tolore etme şansları zenginlere göre daha zordur . Peki insanın borcu varken yeni bir deri ceket almamaya nasıl dayanabilir, diyet yapan biri nasıl olur da yemek yemeyi düşünmeden dayanır. ( Çünkü irade kullandıkça zayıflayan bir şey olduğu için ne kadar irade kullanmayı gerektiren şeyler yaparsanız irade o kadar zayıflar: sigarayı bırakmak, diyeti sürdürmek o yüzden zordur ) Çiftçilerin hasat zamanına yakın daha çok yanlış karar alması, üstelik zaman varken yabani otları temizlememesi, Bir projeyi yetistirmek için son güne kadar bekleyip raporu verip, bir hafta sonra yeni bir proje üzerinde çalışırken önceki projenin hatalarını arayıp
1K
KıtlıkEldar Shafir · TÜBİTAK Yayınları · 2019135 okunma
Puan vermedi·368 syf.··
2024 17. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2024 10:11
Altın Değerinde Tavsiyeler Veya Savaş Uçakları da Kaosun Ejderhası Sayılır Mı ? İyi bir okuyucu olduğunu düşünen insanların büyük bir kısmına sorsak kişisel gelişim kitaplarına burun kıvırırlar. Bunların kitap satışını arttırmak için okuyucuyu pozitif duygulara boğan, pohpohlayan kitaplar olduğunu söyleyeceklerdir. Hele o evrene mesaj göndermeli şeylere kesinlikle "zırva" diyeceklerdir. Haksızlar mı peki? Elbette haklılar. Fakat şöyle bir durum var. Kişisel gelişim kitapları da porno filmler gibi, herkesin bildiği ama kimsenin tenezzül etmediği bir şey olarak karşımızda duruyor. O halde sormak lazım. Madem öyle bunca kitabı kim okuyor? Belli ki modern insanın yoga, meditasyon, nefes terapisi vs şeylerle iyi hissetme açlığı var. Kişisel gelişim kitapları da bu sektörün bir başka ayağı diyelim. Burada tartışacak pek bir şey yok. O halde soruyu değiştirirsek belki daha verimli olabilir. Kişisel gelişim kitabı sayılabilecek ama aynı zamanda ‘iyi’ olan bir kitap yok mu? Jordan Peterson’un popülaritesine, söyleşilerine, kitaplarına vs bakınca ‘evet var galiba’ denilebilir. Belli ki Amerika’da da , ülkemizde de ve dünyanın birçok yerinde de tutuyor. Açıkçası yazar bana ilk başta ‘Bir şeyin tam tersini söyle, al sana orijinal fikir’ yöntemini uyguluyormuş gibi görünüyordu. Fakat sonra daha detaylı okumayı düşündüm. Birilerinin bu kitapları okuması gerekiyordu. Gençlerimizi kimlerin zehirlediğini bilmek lazım… Klasik kişisel gelişim kitaplarından tamamen farklı şeyler yazdığını ve diğerlerinin aksine daha birikimli olduğunu peşin peşin söyleyelim.Uzun uzadıya neler söylediğine bakmaksızın Peterson’un olumlu ve olumsuz taraflarını kendimce yazmak bana daha mantıklı geliyor o yüzden. İcap ederse örneklerle destekler, hatta verdiği tavsiyeleri de yazarım belki.( Ne işinize
Psikoloji/Kişisel Gelişim
Düzenin ÖtesindeJordan B. Peterson · Butik Yayıncılık · 202292 okunma