"Yıllar boyunca bütün filmler, şarkılar ve diziler, bizi yağ tenekesinde ateş yakan, kesik parmaklı yün eldiven giyen, koca sakallı sokak bilgelerinin varlığına inandırdı. Bak oğul, bak evlat diye başlayan safsataları, içi boş lakırdıları, bar filozoflarını, feleğin çemberinden geçmiş babacan dayıları izleyip durduk. Şaka maka fena aldanmışız."
Sanıyorsunuz ki bu alıntı ile başlayan bir öyküde tam da tarif edilen tip yüceltilmeyecek, olumlanmayacak. Yazar sanki başta ne yazdığını unutmuş da sona doğru kendini kaptırmış.
Yoksa bu da mı ironi ! Öyle ya , yazarımız çok incelikli, çok ironik şakalar, sürprizler, komiklikler yapıyor hep. Kesin ondandır yani. Yoksa kötü edebiyat olduğundan değil.
Çok sevilen bir öykücü olduğu için tamamen subjektif ve herhangi bir iddiada bulunmayan bir kaç söz söylemek ihtiyacı hasıl oldu. Yaptığım eleştiri tamamen kendi okuma alışkanlığıma göre olacak. Bir başkası okuyup da çok sevebilir elbette.
Öykülerin kurgusu gayet hoş. Ona diyecek yok. Dili de akıcı. Okutuyor yani kendini. Peki sorun ne ?
Sorun tam olarak öykülerin çoğunda, hatta hemen hepsinde bulunan, bilerek veya bilmeyerek yüceltilen bir erkek tipolojisinde. Hayatta hiç bir amacı kalmamış, varoluşuna bir anlam bulamayan üstelik bulmak da istemeyen, yaralı,mutsuz, hüzünlü erkekler. Sigara ve içkisi asla eksik olmayan, başarısız karakterler. Anlam bulamadıkları için takıntılı bir şekilde tutunacak bir anlam arayan , çoğu bekar veya boşanmış erkekler. Hepsi de başarısız. Neye karşı peki ? Kendileri de bilmiyor. Kadınlarla veya eşleriyle araları asla iyi değil. Hep sorunlu. Ve karşı taraf asla onları anla-ya- mıyor, ne hikmetse! Amaç feminist bir okuma yapmak değil,kadın karakter şöyle olmalı böyle olmalı veya söylem analizi falan da değil . İyi bir öykü okumak istiyorsunuz ve