Ali Şeriati’nin gerçeklerle sizi rahatsız etmeye geldim demesi gibi Saadettin Merdin de dini konularla ilgili bilgileri Kur’an Işığı altında anlatarak, gerçekleri söyleyerek bolca miktarda rahatsızlık veriyor. O kadar çok bam teline basıyor ki, ben kitabı okurken ve alıntı paylaşırken filan gördüğüm tepkilerden tahmin ediyorum ki sitenin sevilmeyen kişilerinden biri oluyorum.
Merdin 2 kitaplık çalışmasının ilk kitabında, tasavvuf geleneği ile Kur’an uyuşmazlıklarını gösterip, tasavvuf geleneğinin hangi kültürlerden örneklenip, hangi inanışlardan kendine malzeme alıp oluştuğunu ve İslam dininin içine ne şekilde girdiğini anlatmıştı. Bu kitabında ise bizlere paralel dini anlatıyor; yani bir Kur’an içinde anlatılan dini, bir de şu an topraklarımızda yaşanılan, uydurma hadislere, hurafelere, cine periye odaklanan, sayıların harflerin gizeminin, tılsımının olduğuna inanılan, şeyhlerin, cemaatlerin, tarikatların, gavsların, mollaların, ulemaların, hacının hocanın gölgesi altında yaşanılan, uçan kaçan her an her yerde her zaman hazır bulunan evliyaların kutsallığına, şefaatine inanılan, sözde adı İslam olan gerçekte uydurulan hatta uydurulduktan sonra da yutturulan din ile Kur’an’daki İslam’ı kıyaslıyor. Öncelikle şunu söylemek isterim ki; bir ateist ya da bir deist birisi gelip kimsenin dinini bozmaz, o dinin içine hurafeler, bid’atlar eklemez. Din ile hiçbir işleri olmaz çünkü onların, işi olmadığı gibi de gelip dinin içine dini bozacak, insanı şirke götürecek eklemeler yapmazlar. Aksine bir inanan hatta çok inanan bir kişi, dinde aşırıya gidip sınırı aşanlar mevcut olan dini bozar (Maide Suresi/77). Yine bu kişiler dine paralellikler getirir, sorgulamayan, sual etmeden her duyduğu dini bilgiyi de din olarak kabul edenler, bunları din olarak yaşayanlar ve devamında da din