Henüz mührü çözülmemiş bir muammadır bu;
Sanki gök, bir yetimin suskunluğunu
Yüklenmeye ahdetmiş ketum bir mülteci.
Uyku dediğin, o bitimsiz uyanıklığın
Keskinleştiği eşiktir;
Zihni kanatan…
Her yıldız sönüşü, iadesi mümkün
Olmayan bir veda vaktinin küllü melali...
Öyle kararmalar vardır ki; ışık görmeden
Zamanın mülkünden eksilen,
Boşlukta siyah bir infilak başlar: Ne
Gölge bu, ne de is...
Sadece bir ruhun yalnızlığının, kendi
Sesini boğduğu o ilk mahşer.
Derinlik, uykunun altında değil;
Gecenin dehlizlerine doğru dikey bir hicrettir.
Orada mekan aşınır, isimler
Suretini yitirir
Ve bir insanın sızısı, o simsiyah
Karanlığı kendine en dürüst ayna bilir.
Şafak, bir yanılsamadan ibarettir aslında;
Erişilemeyenin çizdiği o mağdur sınır...
Her nefeste biraz daha gurbetleşen,
Her sükutta devleşen bir ıssızlık.
Rüzgarın adı anılmaz bu saatte,
Zira burada esen unutmanın çıplak kendisidir.
Ve unutmak; gecenin dibinde,