Uzun süren bi' kitap okuyamama, iki satır yazamama hastalığına yakalandım bugünlerde. Beni ne zaman öldürür acaba diye beklediğimi fark ettim sonra da. Bu iş böyle olmaz dedim, yazık elindeki kitaplara. Üstelik resmen kullanmıyorsun beynini, olur mu bu iş böyle dedim kendi kendime. Gidip gelip henüz okumadığım kitapları karıştırmaya başladım kitaplıktan. Bir iki tanesini denedim, sarmadı. Derken Dost takıldı gözüme, arkadaş arkadaş bakıyor da üstelik. Bir dosttan (Li-3) hediye gelmiş üstelik, kendi zamanını bekliyor. Son zamanlardaki üretkenliğinden bir iki parça bulaşır belki diyerek başladım.
Neyse, ben daha böyle çok gevezelik yaparım ama konumuz o değil. Konumuz Vüs'at ve arkadaşları. 'Öykü kitaplarının teması olmalı mı' sorusu takıldı kitabı okurken aklıma. Zira her öykünün birbirinden çok farklı konuları olsa da temelinde arkadaşlık yatıyordu Dost'ta (bonus olarak da 'içmek' eylemi :)). Bu isim ilk öykünün ismi ama bilinçli olarak mı seçilmiş kitap için de yoksa bende oluşturduğu gibi bir yanılsama mı yaratıyor sadece; bilemiyorum. Ancak öyküleri günlük hayattan minik kesitlerden oluşuyor genelde ve çoğunluğu birinci tekil şahıs ile yazılmış. Bu açıdan bana canım Sait Faik'i anımsattı. O yüzden de sevdim belki de.
Türk Edebiyatımızda öyle değerli, öyle güzel isimler var ki. Onları öğrenmeden okuyoruz demek doğru gelmiyor bana. Sevip sevmediğimize karar vermek için bile en azından bir kez okumalıyız. Okuyalım. Ben çok sevdim sevgili Vüs'at'ı. Daha çok okunsun, daha çok bahsedilsin isminden. Bu arada, Türk Edebiyatı konusunda dert yanıp dikkat çekmeye çalıştığımız etkinlik için sizi şöyle alabiliriz; #31153932
Nasıl da tek başımayım. Balık üzre yalnız! Koca kırmızı otobüslerin içi insan dolu. Vitrinler ışıklı. Yollar boyunca taksiler pırıl pırıl. Sinemaların koltukları ılık biliyorum! Ama neye yarar?
Kün emri’yle yaratılışın ilk günlerinden ayrımsızdı bu yaşama! Dört kıtada dev yumurtalar çatlayalı, memeli yaratıklar doğurmağa başlayalı beri, bir boğuşma! Yutulan yutulana. Bir oluş halindeydi çevresi. O bu oluşun ortasında yutulmağa hazır. Kimse ayağının burnuyla dokunmak istemiyor ötekine. Kasaplar çarşısında koyunlar kendi bacaklarından asılı. Sinek gibi geberiyor, beş paralık alacak uğruna çarşının göbeğinde adam vuruyor, leş kargaları gibi ölülerden arta kalanı pay edemiyorlardı..