Öyle uzun zamandır suskunum ki. İçimde sözcükler biriktiriyor ama onları arayınca bir türlü kazıp çıkaramıyorum. Yaşıyorum. Birbirinden önemli, müthiş dönüm noktalarından geçiyorum. Hayatım bir düzleme oturmaya başlıyor. Mu acaba? Bilmiyorum. Yarının ne getireceğini kim bilebilir ki? Geleceği bırakalım geçmişin gölgesini bile tam bilemiyoruz ki nerede başlıyor, nerede bitiyor. Hangisi gerçek, hangisi hayal...
Peki ya geleceğin belirsizliğinde, geçmişin gölgesinde dudaklarındaki mührü söküp atmak kolay iş mi? 20 sene suskunluktan sonra ilk kelime 'yandım'dan daha anlamlı ne olabilirdi bu arada?
Canım Tezer'in dediği gibi "Bütün bu düşüncelerim, bir yıla yaklaşan sürenin sonunda vardığım çıkış yolu yalnız ve yalnız edebiyat. Sevdiğim kitapları yeniden okumak, sözcükler, dünyayı sözcüklere çevirerek algılamak. Bunun dışında her birey bana çözümlenemeyecek bir dünya gibi görünüyor." Ben de okuyorum. Son 2 yıldır yorum yapmadan, kendi içimde muhakemeler yaparak, içimdeki kuyuya atarak okudukça okuyorum.
Yakın zamanda bolca öykü güzellemesi de okudum. En sevdiğim öykü kitaplarına dönüp durmamla sonuçlanıyor tabii bu da. Gündüzleri fikir kitapları, uyumadan önce mutlaka bir öykü. Hayatımda o kadar çok yenilik olurken en azından kitaplarda kendi güvenli alanımda kalmaya ihtiyacım vardı. Neyseki Cıs yetişti imdadıma! Yeniydi ama yabancı değildi çünkü. Kitabı daha elime almadan önce biliyordum tanışık olduğumuzu. Beni hem dev dalgaların arasında sürükleyeceğini hem de güvenli limanımda tutacağını. O bayıldığım, o büyülü kitaplarda olduğu gibi sersemletecek ve hayran bırakacaktı kendine. Hem de öykülerle! Müthiş bir karışım benim için. Leyla kokusu gibi işte. Bazen kızacak, sinirlenecek bazen üzülecek içim acıyacaktı üstelik hepsi aynı karaktere. Bazı karakterlerle konuşacak,