En büyük klasiklerden biri olan serinin başlangıcını okumak çok nostaljik hissettirdi. İlk defa okuyor olsam dahi sanki yıllardır tanıdığım bir dost gibi sardı beni kitap. Bunun nedenlerinden biri kitabın sizinle resmen çok tatlı ve direkt olmasa bile ara ara konuşuyor olmasındaki payı büyük.
Polly ve Digory bizlere başta erdem ve merak ile nasıl güzel maceralara sebeo olunduğunu çok tatlı bir halde anlattılar. Onların macerası her ne kadar bu kitapta bitmiş olsa da çok daha büyük bir maceranın fitilini ateşlediler. Bakalım diğer kitaplarda bizi nasıl büyük olaylar bekliyor?
Yaratıklar, gülün ve korkmayın. Artık dilsiz ve akılsız olmadığınıza göre sürekli ciddi olmanıza gerek yok. Çünkü adalet gibi, şakalar da ifade yoluyla gelir.
Her başladığım kitapta yazarın kitaba verdiği başlığı merak eder ve okuduğum süre boyunca da başlığı düşünürüm. Bu kitapta da böyle oldu ve kitap başlığının anlamının geldiği yer bile çok güzel bir şekilde işlenmişti. Ayrıca kitabın her bölüm başında Eflatun'un "Devlet" adlı kitabından alıntılar da var ve bu ayrıntı da kitap ilerledikçe size minik açıklanan bir sır gibi çıkıyor karşınıza. Diğer yandan kitap başlarda çok sakin hayatlar yaşayan 3 kişi ile başlıyor ve sakin sakin ilerliyor ancak her şey Natalie karakterimizin ciğerleri gibi bir solukta hızlı bir ivme kazanıp size Natalie'nın sık ve heycanlı soluklarını adeta yaşatıcak bir aksiyon yaşatıyor. Kitabın veya daha doğrusu yazarın okuyucu kitap boyunca ve kitap bittikten sonra bile sorgulattığı etik, felsefi ve insanı bir konu olan "organ bağışı" konusu çok iyi bir şekilde nüfuz ediyor ve etkisi uzun zaman kalıyor.