Bu, devrimci dönemin çılgınlığı olan asrın hastalığıydı. İnsanların düşünceleriyle konuştukları ve yaptıkları örtüşmüyordu. Vicdanı temiz kimse yoktu. Herkes bir ölçüde kendini yaşananların gizli bir suç ortağı, oyunları ortaya çıkmamış bir dolandırıcı gibi hissediyordu. Son gelinen nokta, yitirilmiş manevi değerler uğruna insanların kendi kendine acı çektirmesine uygundu. Kendilerini hayallerle teskin etmelerinin tek nedeni korku değildi. Bazen doğa ötesi bir trans halinin bazen de ihtiras içinde kendi kendini yargılamanın sonucu olarak ortaya çıkan devrimin yıkıcı,
hastalıklı ve önü alınamayan çekim gücünün de buna etkisi olmuştu.
Kendi elleriyle taş üstüne taş bırakmayanlar nasıl olup da yapılanları unutabiliyorlar? Çoktan ortadan kalkmış şeyleri tekrar tekrar ısıtıp halkın önüne koymak, bunlardan başka bir şey görmemek, duymamak için nasıl bir insan olmak gerekli?