Çirkinlik ne kadar kolay!
Tablalarda, böcek ölüleri gibi yatan izmaritler. Duvarda, haftalık dergilerin ilâvelerinden kesilip camlatılmış en zevksiz resimler.
Birden kapı açılarak içeriye dünyanın en usta marangozları, ressamları, mimarları, dekoratörleri, halıcıları, inşaatçıları girecek. Her şeyi, her şeyi güzelleştirecekler. Her şeyin daha güzelini yapacaklar. Eskileri yakacaklar. Dünyanın en eski mahzenlerindeki en eski şaraplar masaları süsleyecek, müzelerin en seçme kristalleri, seramikleri her köşeyi dolduracak. Merdivenin başında, Philadelphia Senfoni Orkestrasının üyelerinden seçme bir topluluk, başlarında birinci keman, çalmaya başlayacaklar.
Peki insan? İnsan ne olacak?
Onu kim değiştirecek?
Değiştirmek ne kelime?
Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. Duygu alışverişinden nasipleri olmayacaktır.
Duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. Istırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır.
Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir
Hayattan çıkarı olmamak, hem Tanrının hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur.
“Önce Kelime vardı,” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil.
Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği
yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı.
Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde.
Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.