Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. Duygu alışverişinden nasipleri olmayacaktır.
Duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılacaktır. Istırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden, ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılacaktır.
Güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacaktır. Hayattan çıkarları olmadığı da asla kabul edilmeyecektir
Hayattan çıkarı olmamak, hem Tanrının hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur.
“Önce Kelime vardı,” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil.
Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği
yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı.
Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde.
Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
Aşk, insanı hem yıkar hem
kurar,” dedim.
“Yaşamadan bilinemez ki,” dedi.
Uzandı, yorgun aklımdan öptü.
Yorgun elimden tuttu.
Yorgun kalbimi akan bir suyun kalbine bıraktı.
Şimdi binlerce yıldız, binlerce böcek, binlerce yaprak, aktığımız sularda birbirini seviyor.