Okulda ya da tarih kitaplarından öğrendiğimiz savaşların genelde sebepleri ve siyasi sonuçları anlatılır. Kim ne kadar toprak aldı, kim hangi statüyü kazandı gibi hep somut kazanımlar söz konusudur. Bireyin acıları, travmaları yani işin insani boyutu anlatılmaz hiç. Halbuki asıl yıkım, savaş sırasında ve sonrasında yaşanan, acıların yoğurup yılların savurduğu insan hikayelerindedir. Bu da öyle bir kitap, savaşın insanlara reva gördüğü yaşamları anlatıyor... Sürükleyici, okuruna keyif verecek nitelikte konu ve olay örgüsü barındıran, pek çoğumuzun kitabı okuyana dek bilmediği acı olayların anlatıldığı hatta okurunu İstanbul’un tarihi sokakların da dolaştıran bir kitap. Kuru kuruya “aşk kitabı” demek hata olur. Ortak kaderin farklı acılarda birleştirdiği, yollarını kesiştirdiği insanların hikayesi.
Tarihi olayları bugünün şartlarıyla, normlarıyla yargılamak hata olur. Yazarın kitap boyunca anarşizmi makul bir model olarak sunması, Ermeni tehcirini tek yönlü ve açık bir şekilde tarihi gerçeklerden saparak anlatması, Enver Paşa’yı haksız yere eleştirmesi; yine kitap boyunca hümanizm pompalayıp, güçlü kadın figürü çizip, sevgi kelebeği gibi davranıp Maya’nın ağzından başörtülü kadınların üniversite eğitimi almasından hoşnut olmadığını ima etmesi; Türk Hükümetini o günün dünya şartlarını düşünmeden kolay bir şekilde eleştirmesi açıkçası hoşuma gitmedi. Bu kadar sığ bir hümanizm, uyduruk bir sol anlayışı ülkemizdeki "aydın" kesimin bitmeyen çelişkisidir maalesef. Şu zamana kadar Nobel alamamış, hayret doğrusu.
2. Dünya Savaşı ve Nazi Almanya'sı tarihine ilgim olduğu için bu kitabı okumak istedim.
2. Dünya Savaşı öncesi Avrupa'daki sosyal ve siyasi gelişmeler, savaşa giden süreç kronolojik olarak anlatılıyor. Hitleri iktidara taşıyan sebeplerin başında, 1. Dünya Savaşı sonucunda kaybedilen toprakların geri ele geçirilme isteği, halktaki ezilmişlik hissi ve yaşanan Hiper enflasyonu sayabiliriz. Yahudi toplumu üzerinde artan baskılardan dolayı Einstein, Meitner, Szilard gibi bir çok bilim insanının Almanya'yı terk etmesi aslında biliminde ülkeyi terk etmesi anlamına geliyor. Çünkü büyük kısmı Atlantik'in diğer kıyısına göç eden bu bilim insanları, Amerika'nın teknolojik üstünlüğü yakalanmasında ve savaş sonrası dünya liderliğini almasında büyük katkı sundular.
Hitleri; 1. Dünya Savaşının ağır şartları, Fransa ve İngiltere'nin aç gözlü tutumunun doğurduğu bir sonuç olarak görüyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi Hitler öncesi Almanya ekonomik bir çöküş içindeydi ve rekor işsizlikle çıkmazdaydı. Onları bu duruma mahkum edenler Hitlerin yayılmacı politikalarına ortaktır. Yahudi lobisinin diğer batılı devletlerin çıkarlarını gözeterek hareket etmesi, ekonomik faaliyetlerde büyük başarılar kazanması da Almanya'dan sürülmelerine ve imha edilmelerine neden oluyor. Tabi bu uğradıkları katliamları meşru gördüğüm olarak algılanmasın.
O dönem Yahudi asıllı bilim insanlarının çağıymış. Nükleer fizik alanında devrim yaptılar. Birçok bilim dalında yüksek başarılar elde ettiler. Bir kısım Yahudi bilim insanı da Türkiye'ye gelerek İstanbul Üniversitesinde görev aldılar. İkinci dalga yahudi bilim insanı da gelmek için başvurur fakat İsmet İnönü tarafından reddedilir. O bilim adamları da Amerika'ya gitmek zorunda kaldılar. Ahh diyorum, siyasi konjonktür el vermedi muhtemelen ama keşke biraz daha