Yeni doğan her çocuk, tanrının insandan umudunu kesmediğinin kanıtıdır diyen yazarımızın bu düşüncesine paralel olarak; her çocuk insanlığın kurtuluşu için yeni bir umuttur diye düşünürüm çoğu zaman. Hal böyleyken biz yetişkinler içimizdeki çocuğu ya öldürürüz ya da ruhumuzdaki odalardan birine kilitleyerek, onu orada tutuklu bırakırız. İhtiyacımız olduğunda ise onu alelacele çıkarmaya çalışırız hapsettiğimiz odasından. Ancak kilitli kapısının anahtarını bulmak için tüm anahtarları elimize alır ve tek tek deneriz kapısının kilidinde her bir anahtarı. O an için doğru anahtar bulunamazsa verilen karar, yapılan eylem veyahut bulunulan davranış içimize sinmez ve sorarız kendi kendimize olması gereken bu muydu diye. Olan ve olması gereken arasındaki o ince çizgiyi fark edenlere ne mutlu ve bu insanların hapsettiği çocuklar için umut vardır diyebiliriz lakin fark edemeyenlerinse vay hallerine!
Sineklerin Tanrısı ıssız bir adada, çocukların medeniyete giden yoldaki hikayesini konu edinen bir kitaptır. Evet, hikâyenin baş kahramanları çocuklardır ve her şey bir okurun arzu ettiği gibi başlar, yetişkinin, kötülüğün ve haksızlığın olmadığı bir kurgu. Her ne kadar bir okur, böylesine ütopik bir kurguyu arzu etse bile bu düzenin asla var olamayacağını bildiği için bu tarz toz pembe hikayeleri de okumak istemez. Hoş kitabımız da bahsettiğim gibi bir kitap olmadığı için okumak isteyeceğiniz bir hikayesi olduğunu düşünüyorum. Hikâye genel bir gidişata sahip olsa da ilerleyen olay örgüsü okuru, tanık olduklarıyla tedirgin eder. Evet, bu kitap için doğru kelime bu olsa gerek; “Tedirginlik”. Bazı çocukların kötülüğe evrilmeleri tedirgin edicidir. Yok artık bu kadarda olmaz denen yerlerdeki gerçeklik olgusu yazarın ciddi bir başarısı. Çocuk dahi olsa; onların inişli çıkışlı ruh halleri