"Yaşamadığımız hayatların yasını tutmak kolaydır. Ama asıl zor olan, sahip olduğumuz hayatın içindeki mucizeleri görmektir. Belki de sorun hayatımızda değil, ona hangi gözlükle baktığımızdadır."
Gece Yarısı Kütüphanesi:
Bu kitap, benim için "elindekilerin değerini bilmek" ve "şükretmek" üzerine devasa bir hatırlatıcıydı. Her şeyin bittiğini, yaşamaya değer hiçbir şeyin kalmadığını düşünen Nora Seed’in hikâyesi; aslında her birimizin zihninde kurduğu o "keşke" hapishanelerini anlatıyor.
Ölümle Yaşam Arasında: Bir İhtimaller Denizi
Nora, yaşamdan vazgeçtiği an kendini ölümle yaşam arasında, sonsuz kitaplardan oluşan bir kütüphanede bulur. Her bir kitap, Nora’nın "keşke" dediği, paralel evrenlerdeki farklı bir hayatıdır. Rock yıldızı olduğu, olimpiyat şampiyonu olduğu veya bir kutup araştırmacısı olduğu "mükemmel" görünen milyonlarca ihtimal... Ancak Nora gördü ki; her yeni hayat, beraberinde kendi "keşke"lerini ve kendi acılarını da getiriyordu.
Analizimdeki en önemli nokta şuydu: Nora bu hayatları denerken, bedeni o hayatın içindeydi ama ruhu oraya ait değildi. * Bir hayatın "sonucuna" konmak, o hayatı yaşamak demek değildir.
Nora o başarıların arkasındaki gözyaşlarını, çekilen zorlukları ve yaşanmışlıkları bilmiyordu.
Akademisyen olup huzurlu bir ailesi olduğunda bile kendini "kendisi" gibi hissetmedi. Çünkü bir hayatı gerçek kılan şey, o hayatın geçmişindeki her bir ilmeği bizzat dokumuş olmaktır.
Nora’nın sonunda en zorlu ve en kusurlu olan "ilk hayatını" seçmesi, aslında bir teslimiyet değil, büyük bir zaferdir. Çünkü ruhunun ve bedeninin bir bütün olduğu tek yer orasıydı. Biz insanlar sürekli "eğer şöyle olsaydı", "keşke param olsaydı" diyerek hayatımızı erteliyoruz. Oysa hayatı güzelleştirmek, o sonsuz ihtimallerde değil, şu anki hayatımıza nasıl odaklandığımızda saklıdır.
Bu kitabın beni üzen en can alıcı tarafı; Nora’nın bu farkındalığa ulaşması için bir "Gece Yarısı Kütüphanesi" vardı, ama gerçek dünyada bizim böyle bir lüksümüz yok. Bizim