Eski kelimelerin yoğun kullanılmasını sevmememe rağmen İhsan Oktay Anar'a bu tarz çok yakışıyor. Üstelik bu yoğunluk, kitabın akıcılığını bozmamış ve kitabın (ve de yazarın) kendine has bir tavrı olmasını sağlamış. Tarihsel karakterlerden kurgusal olaylar yaratması çok hoş. Kitap, sonlara doğru üst insan olmanın yüzeysel ve sıradan olmaktan geçtiğinden bahsediyor. Katılıp katılmamak size kalmış.
"Duran bir cismin hızı daha da azalırsa ne olur, bir hayâl edin!" demişti. "Bu cisim durur mu, yoksa hareket mi eder? Ayrıca bu dünya zâten, geleceğe giden bir zaman makinası. Hele hele gelecekteki fennî bir düşünün! Eğer bir yolunu bulup geleceğe gittiyse, İhsan Sait denilen adam, geleceğin ilim ve fenni, hikmeti ile yaşadığımız bu asra geri dönebilir pekâlâ!"
Hayata değişik açılardan bakmanızı sağlayacak; akıcı, bir o kadar da farklı bir kitap. Hem olay, hem durum romanı. Zamandan ve mekandan bağımsız bir felsefe taşıyor kendi içinde. Yazarın "Hızlı, Renksiz ve Sessiz" öykü kitabı gibi bu romanı da son derece güzel. Farklı bir şeyler okumak ve zaman/mekan kavramlarının ötesinde bir yolculuk yapmak isterseniz okuyun derim.
Dipnot: Kitapta geçen hikayelerden birinde bir karakter yıldızların ışıklarını güneşten aldığını söylüyor. Güneş de bir yıldızdır ve yıldızlar doğal ışık kaynaklarıdır; yani ışığı kendileri üretirler, dışarıdan almazlar. Bu da kitabın pürüzü olsun.