Düz bir arazi parçasına bir tepe inşa etmek isteyen bir adam hayal edin. Tepe burada evreni temsil edecektir. Adam bu tepeyi oluşturmak için zemine bir çukur kazıyor ve çıkan toprağı da tepesini kazmak için kullanıyor. Şüphesiz adamın burada yaptığı şey yalnızca bir tepe oluşturmak değildir; söz konusu olan aynı zamanda bir çukur, yani esasında tepenin negatif bir versiyonunu oluşturmaktır. Çukurun içinde olan şey, artık tepenin kendisini oluşturur, dolayısıyla her şey tam anlamıyla birbirini dengeler. Evrenin başlangıcında ne olup bittiğinin ardında yatan ilke de tam olarak budur.
"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev veya duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya ekilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gideceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiçeğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil, dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir; bahçıvansa bir ömür boyu orada olacak."
"Hayatlarımızdaki dayanılmaz düzensizliğin başlıca nedenlerinden biri, herkesin hayatını düzene koymak yerine hayatının düzene koyulmasını istemesidir."