1789 Fransız Devrimi... Tarih kitaplarından okuyoruz. Etkilerini de oradan biliyoruz. Oysa o dönemi yaşayan halkı ve halkın acılarını, kinini, hırsını, intikam ateşini burada görüyoruz. Tarihin edebiyatının gözünden yansımasını şahit oluyoruz.
Çocuk ve masumane başlayan bir sevgi için için yanan ama kabuğu sağlam görünen bir ağaç gibi zamanla aşka dönüşür. Ama bir anlamda platonik bir aşk. Kadın bilinmiyor ama hep bilinmek, görülmek, hatırlanmak istiyor. Adamı o kadar çok seviyor ki sanki kelebeğin kanadının narinliğini yaşıyor. İncitmeden, hissettirmeden, acıtmadan... Olaylar öyle bir raddeye geliyor ve bilinmeyen bu kadın adamın yüreğine öyle bir hancer yerleştiriyor ki onu oradan ne çıkarabiliyorsun ne de ona dokunabiliyorsun. Hancerle ve bunun acısıyla yaşamak zorundasın artık...
Özellikle mahkumun hapishanedeyken satranç oynaması ve beynini iki farklı kişiliğe bölebilmesi çok etkileyiciydi. Hele satranç bilmeyen bir adamın sırf hapsane günlerini monotonluktan kurtarmak için eline geçirdiği satranç kitabından öğrenmesi, tahtayı, taşları sanallaştırma inanılmazdı.