Çünkü kalbinin derinliklerinde gerçeğin boş olduğunu biliyordu: Yaşamı, sıcaklığı, rengi, sesi olmayan: anlamı olmayan. Yükseklikler veya derinlikler yoktu. Biçim, ışık ve rengin, denizde ve insanların gözlerinde görünen tüm bu hoş oyunu şundan başka bir şey değildi: Sığ bir boşluğun üzerindeki gözbağı oyunları.
"Zamansız bir eser" yakıştırmasını en iyi taşıyacak kitap olabilir Montaigne'in Denemeler'i. 16. yy Fransa'sında yazılan bu kitapta bahsedilenlerin hepsi hâlâ üstünde düşünmeyi, tartışmayı hak eden konular. Sanki kitap 400 yıl önce değil de geçen sene çıkmış gibi; tabii ki kendisinin de dediği gibi bunu felsefeyle yapıyor Montaigne ama felsefenin o alışık olduğumuz ağdalı diliyle hiç ilişki kurmadan yapıyor.
Bu kitabı okuduktan sonra Montaigne, bazı arkadaşlarınızdan daha iyi tanıdığınız biri haline geliyor. Onun kendine dair bu kadar bilgi sahibi ve düşünmüş olması önce garip gelse de aslında bütün insanların bunu yapmaması daha ilginç geliyor.
Kitapta tabii ki çıkarılacak dersler var ama Montaigne'in bu büyük yankı bulmuş eserindeki düşüncelerin çoğuna zaten bir şekilde aşinayız, o yüzden beni o kısımda çok etkilemedi; yalnızca bu kadar iyi bir şekilde yazıya aktarılmasına hayran kaldım ve zaman fark etmeksizin düşünen, aklı çalışan insanın dertlerinin benzer hatta aynı olduğu kanısına vardım.