En kötüsü benim içimden kopup giden o şeydi. Sanki çok değerli bir parçamı kaybetmiştim. Belki aşka olan inancımı, belki
kendimde farkettiğim ilkellik yüzünden insanlara olan -zaten eser miktardaki güvenimi... Sonuçta kaybettiğim o şeyin adını
koymam gerekmiyordu; olan olmuştu, sonuçlarına da katlanacaktım. Katlanmam gereken sorunlar ağırlaştıkça ben daha da
vurdumduymaz olmaya çalışıyordum. Esrar ve alkol ve ben artık hep birlikteydi. Tercihimi yokuş aşağı kullanmış ve vitesi
de boşa almıştım.
Ve nihayet kaçınılmaz olan, yüzlerce defa kenarından sıyırdığını kadın-erkek ilişkisinin o meşhur çıkmazını da yaşayınca, yıllardır düğüm düğüm örmeye çalıştığım sıradan insan kazağı
hızla sökülmeye başladı.
Kendimi bildim bileli topluma karşı savaş veriyordum. Önce kadın olarak görülmekten nefret ediyor, çoğu erkekten daha zeki olduğumu düşünüyordum. İspat etmek için de burnumu he-men her deliğe sokuyor, erkeklerin yaptığı her işi yapmaya: çalışıyordum. En büyük çıkmazım hassaslık, duygusallıktı. Ne kadar güçlü olmaya çalışırsam çalışayım, büyük hayalkınklıklarına uğruyordum. Birinin omuzuna yaslanıp ağlamayı çok kadınca bulduğum için içimdekileri hep saklıyor, güçlü kadını oynuyordum. Alkol benim için büyük bir handikaptı; nerede duracağımı bilmiyor, zil zurna sarhoş olunca da tam arıza oluyordum.
Çetin'le yaşadığım hayalkınklığı bana çok fazla arıza yaptırdı.