Böyle bir şaheserle karşılaşacağımı bilmiyordum; Karamazov Kardeşler, Savaş ve Barış, Vadideki Zambak, Dönüşüm ve benzerleri gibi "Yangın Esnasında İlk Önce Kurtarılacaklar Kulübü" üyelerinden olduğunu. Bir romanı bitirdikten sonra, onun yazıldığı anadili öğrenmek için yanıp tutuşuyorsam, o eser hakkında başka ne söylenebilir?
Bir akarsu düşünün: Yüzeyinde, büyük bir âlimin gündelik hayat karşısındaki beceriksizliği; derinlerinde, acı bir toplum ve insanlık hicviyesi akıyor. Dolu dolu, gürül gürül. Suyun birikip baraj olduğu yerde ise, işte Elias Canetti'nin "Körleşme" romanı...
Bilim-insanlarının halk kitlesinden kopuk olmasını sorun etmeyen, hatta bunu destekleyen ben, tanıtım yazılarında yazdığı üzere kitabın, aymaz bir aydının aymazlığından dolayı başına gelenleri anlattığını düşünmüyorum. Bilâkis, kitleye karışmak zorunda kalan bir aydına acımalıyız, demeye çalışan bir eseri okuduğumdan neredeyse eminim. Nitekim o kitle ki, belki dolandırıcıların taktiklerinden bihaber, ama daha nesiller sürecek bilim araştırmalarına çağ atlatan bir âlimin hayatını kolaylıkla cehenneme çevirebilirler. Bunu, onu kitaplarından ve araştırmalarından zorla kopararak yaparlar; kendi küçük, maddî çıkarlarına, eyyamcılıklarına, etkisi ömürleri ile sınırlı kalan hayatlarına ucundan kıyısından olsun bulaştırarak, yalnızlığa ve kitaplara düşkünlüğünü bir tür delilik alâmeti sayarak, evlendirerek, gönüllü bir "Körleşme"ye mahkûm ederek...
Kitleyi küçümsemek, âlimler istisna, kimsenin haddi değil diğer taraftan. Romandaki yan-hikâyelerde gülerek, hüzünlenerek (Cüce), belki de ağlayarak göreceğimiz üzere, ne cevherler saklı aslında o kitlenin viranelerinde. Nihayet hepimiz büyük oranda tesadüflerin oyuncağıyız. Ama yadırgamak hakkımız hiç de yok değildir atasözlerimizin iddia ettiğinin