Seneler sonra bir İhsan Oktay Anar kitabı. Puslu Kıtalar Atlası’ndan sonra bana biraz yavan geldi.
Önce okunmasından bahsedeyim. Söylendiği gibi ilk 50-60 sayfa fazlasıyla denizcilik, gemi terimleriyle dolu. Sözlükle okumaya kalksanız bir yerde bıraktıracak kadar yoğun terimler kullanılmış. Bana kalırsa fazla ağdalı bir dil, betimlemeler yorucu ve herhangi bir bölümü gözümde canlanmadı.
Hikaye bir Osmanlı denizaltısının cesetlerle dolu İngiliz şilebi ile karşılaşmasıyla başlıyor. Mürettebat bir sandık ve ganimetle yoluna devam ederken başına gelenleri anlatıyor. Bir bilim kurgu havası da var. Sonlara doğru meraktan elimden bırakamadım. Anlatım yorucu evet ama hikaye ‘acaba ne olacak’ diye merak uyandırıyor.
Hemen alıp okumamı gerektirecek bir heyecan barındırmıyormuş içinde ama okuduğuma da memnunum.