Kendilerine sunulan yetmiş seksen yıllık ömrün ilk ve son onar yılı çocukluğun bilinçsizliği ve yaşlılığın çaresizliği içinde geçtiğine göre ellerine kalan elli yılı itişip kakışarak dövüşerek sonra da dövüşmenin getireceği yıkıntılara ve kayıplara hayıflanarak heba etmek için mi dünyaya yollamıştı insanoğlu?
"Önce insana inanıyor insan. Sonra harflere, seslere, renklere. Akşamlar herkesi alıp götürürken sessizce büyüyor. Sabahlar bütün yatakların yaprak dökümü. Anne uzun ağlıyor. Baba tenhalar evliyası. Bahçe ilk harfimiz, akasya hayal, kayısı sonsuz bir keder. İnsan erken öğreniyor gözyaşını. Harfler ıslanıyor. Renkler terk ediyor. Sesler çok eski bir mezar..."
Sevgili Dost,
Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyledi.