Kitapçıdan rastgele seçtiğim kitaplar serimizden bir diğeri... Kitabın isminden ve arkasından okuduğum kadarıyla konusundan etkilendiğim için okumak istedim ve iyi ki okudum. Fransız iki yazar tarafından kaleme alınmış bir kitap. İki yazar tarafından yazılan bir kitabı ilk defa okuyorum. Bazı noktalarda kalem farkını hissetmediğimi söylesem yalan söylemiş olurum. Açıkçası bu fark beni yalnızca bir iki noktada rahatsız etti. Onun dışında kitabın akışından bir şey eksilttiğini söyleyemem.
Kitap; satış temsilcisi Fernand ve doktor sevgilisinin hayat sigortasından para alabilmek için adamın eşini öldürüp kaza-intihar süsü vermeye çalışmalarını konu alıyor. Belli bir noktaya kadar kurbanın adamın eşi olduğuna inanıyoruz ancak şaşırtıcı bir son bizi bekliyor. Bu noktada kadın zekasına hayran kalmamak da elde olmuyor.
Fernand'ın eşini öldürmüş olmasının vicdan azabını okur da derinden hissediyor. Sonrasında adamın, cesedi bıraktıkları derede bulamayışı onu allak bullak ediyor. Kitabın büyük bir kısmında aslında Fernand'ın bu iç hırpalanışını hissederek yol alıyorsunuz. Bu sersemlik ve allak bullak olma durumu öyle bir hal alıyor ki Fernand ölü eşinden mektup almaya başlıyor ve hatta kadını görenlerin olduğunu dahi öğreniyor. Bir insanın tüm bunları yaşayıp kafayı yemediğini düşünmesi mümkün mü? Zavallı Fernand sana üzülmemek elde değil. Ancak en nihayetinde sen de katilsin.
Fernand'ın iç bunalımlarının müsaade ettiği ölçüde sürükleyici bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Çok sevdim.
ŞeytaniPierre Boileau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024548 okunma
Spiler içerir...
Son zamanlarda kitapçıda rastgele seçtiğim ve daha önce duymadığım bir kitabı okuma isteği buluyorum kendimde. Beğenirsem ne ala, güzel bir kitap keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum, ama ya beğenmezsem, oku okuyabilirsen. Bu kitap onlardan biri işte. İnce bir kitap hemen okurum biter diye düşündüm ama öyle kolay olmadı. Kitabın havasının insanı sardığına inanırım. Bu kitapta da konu olarak ağır bir monotonluk ve durağanlık işlendiği için havasının da beni sarmasının etkisiyle kitabı biraz yavaş okudum.
İçeriğe gelecek olursak, masalsı bir hava hakim. Bir kent düşünün her şey sıradan, durağan; gelişen değişen hiçbir şey yok. Kaos, kavga yok; sakinlik ve uyum var. Öyle ki şehrin yöneticileri bu kent için karar dahi almıyor çünkü karar almayı gerektirecek bir olay yaşanmıyor. Günlerden bir gün doktor Ox ve yardımcısı gelerek şehri aydınlatmak adına bir proje başlatacaklarını söylüyor. Ancak şehrin her bir yanına kurulan aydınlatma sisteminden tüm şehre bol miktarda oksijen veriliyor. Doktor Ox'un asıl amacı bu oksijen miktarının insanlar üzerindeki etkilerini gözlemlemek. Gerçekten de bundan sonra işler tamamen tersine dönüyor. Bu hayali kentin sakin insanları kavgacı, gürültücü, işleri güçleri tartışmak olan bireyler haline geliyor. Kitabın sonunda ise Doktor Ox'un fabrikası bir kaza sonucu patlıyor ve doktorun deneyi burada son buluyor, insanlar ise eski hallerine geri dönüyor. Kısaca olayları bu şekilde özetleyebiliriz.
Kitabın son sayfasında da belirtildiği üzere insana dair bütün nitelik ve özellikler bir oksijen sorununa bağlı olabilir mi? Demem o ki farklı koşullar şartlar elbette ki insanı değiştirir, bambaşka biri haline getirebilir. Bu hayali kentin insanı da normal olarak soluduğumuz oksijenden biraz fazlasını soluduğunda olduklarının tam
Doktor Ox'un DeneyiJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 202123,7bin okunma
Kitabı okumaya başladığımda gerçek olaylardan derlenmiş bir anı kitabı okuduğum hissiyatına kapıldım. Oysa tıp mezunu olan yazarın ustaca kurgulanmış öykülerini okumaktaymışım. Kitapta bu kadar fazla tıbbi terim bulunmasından dolayı gerçekten kitabın tıp bilgisine sahip biri tarafından kaleme alındığını anlamak güç değil. Yazar tıp bilgisini ve üstün kurgu ve yazarlık yeteneğini ustaca harmanlayarak güzel bir netice ortaya çıkarmış. Bir alanda hakim olduğun bilgini yazarlık yeteneğinle birleştirerek ortaya gerçekçi konulara sahip romanlar, öyküler ve senaryolar çıkarma fikri hep hoşuma gitmiştir.
Dr. Bomgard mezun olduktan sonra ücra bir kasabada mesleğini icra etmeye başlar. Tabii hiçbir deneyimi ve tecrübesinin olmaması onu birçok zorlukla karşı karşıya getirir. Kendine inanarak birçok vakanın üstesinden gelir. Ancak ayı zamanda doktorun kayıpları da olmaktadır. Bu şekilde, kitaplarda asla bulamayacağı birçok bilgi ve deneyim edinir. Aslında zorunlu katlandığı zorluk ve acılar onu büyütmüştür. Bu da hayatın ta kendisidir.
Kitapta dikkat çekici olan bir diğer nokta ise aslında insanın fiziksel yorgunluğa psikolojik yorgunluktan daha kolay katlanabilmesidir. Belki Dr. Bomgard gece yarılarına kadar yine hasta tedavi etseydi; cehaletle, yalnızlıkla ve ıssızlıkla olan mücadelesi kadar yormayacaktı onu.
Kitapta en etkileyici öykü hiç şüphesiz 'Morfin'di. Burada genç bir meslektaşın Bomgardınkine benzer bir psikolojik savaştan Bomgard kadar ustaca çıkamadığını ve hayattan yavaş yavaş kayıp gittiğini okuyoruz. Direnirsen güçlenirsin, direnmezsen kaybedersin...