Usta, çırağını görünüşte belirli bir uğraş doğrultusunda ufak tefek işlerle oyalarken, çırağı kendi özüne en uygun biçimde olgunlaşmaya bırakan kişidir. Çırak için olgunlaşmanın ne denli zor bir süreç olduğunu iyice bildiği içindir ki, usta çırağı oyalamada gösterir ustalığını. Genellikle tezcanlıdır ama çıraklar; herşeyi bir günde öğrenmek isterler. Oysa öğrenim belli bir yavaşlıktır; çünkü öğrenim kişi olgunluğunun bir parçasıdır.
Ustanın çırağına aktarabileceği en önemli "bilgi", belki de en önemli "bilgilerin" başkalarına aktarılamayacağıdır.
En önemli olanı, çırak, olsa olsa ustanın yardımıyla kendisi bulup özümseyebilir.
Seninle konuşmamızın özel grameri: Hemen hemen her cümle "hatırlıyor musun" sorusuyla biter, ortak geçmişimizin g'si büyük yazılır, eylemlerimizin kipi daima güzel geçmiş zamandır ve Çetin ile Ender'i birbirine bağlayan bağlaçlar saymakla bitmez.
Sende her şey hayatla ilgiliydi. Erken gelen ölümlerin sana sunduğu armağan: Üç adet protez diş ve yaşıyor olmanın bilinci, erinci... İşte bu nedenle en basit eylemleri bile bir şenliğe dönüştürüyorsun.
Görüyorsun değil mi Çetin, üç buçuk yaşındaki çocuk bile kendi deneyiminden bir yasa çıkarıyor! Başka türlü yaşanmaz. Başka türlü aşk olmaz. Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak.