"Yazdım. Hep yazdım. Hâlâ da yazıyorum. Sonraları, yazdıklarıma şiir diyenler oldu."
Onun kendi sesinden bir şiiriyle başlayalım mı incelememize? Eminim daha önce dinlemediniz. Ama bir defa dinleyince, sarıp sarıp yeniden dinliyor insan: youtube.com/shorts/IIKFouGu... İçimde bir yağmur, sonbahardan çalınmış...
Hayatta neleri kaçırıyor insan,
Sana gülmekten hüzünlerini,
O güzel selamından şiirlerini kaçırmışız.
"Bu koskoca gürültü yaşamak mı,
Beklemek mi ölümü yeniden bilinmez?
Sevgilerimle karışık, Sadri Alışık."
"Mademki günün birinde hepimiz çekip gideceğiz, o hâlde bunca matem, bunca kahır niçin ha? Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte falan filanları göreceğiz. Birçok şeyin tadına bakacağız. Sonra da ister istemez 'gidiyorum elveda' şarkısını söyleyeceğiz. Öyleyse gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun." youtube.com/shorts/olfFxKGy... Ne söz ama değil mi? Hayat felsefem oldu otuzumdan sonra: "Gidenin de kalanın da gönlü hoş olsun!" İnanılmaz bir hafiflik, ruh dinginliği...
"Yalvarmaktansa kaybetmeyi tercih ederim. Prensip meselesi..."
Onun gibi yaşamak isterdim hayatı,
Plansız programsız gezilere çıkmak,
Kimi zaman matadorlar arasında, uzayda, yamyamlar içinde...
Ağlanacak halime gülebilmek,
Tüm zorluklar içinde bir umuda tutunmak:
"Korkma, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur."
Her şeyle mücadele etti de bir Ayhan'ın (Ayhan Işık) yokluğu yıktı onu.
Mezar taşına mektuplar yazdı:
"Sevgili Ayhan Işık
Zincirlikuyu Mezarlığı
İstanbul"
"İyi geceler,
Örtünmeyi unutma,
Üşütürsün," diye bitiyordu mektup, kendi el yazısından.
youtu.be/iE570YXG3L0?si=...
Eskiler mi güzeldi, eskiden mi güzeldi diye düşünmeden
"Oysa dünyanın en zengin yeri ne Dubai ne Amerika ne de Çin'dir. Dünyanın en zengin yeri mezarlıklardır. Orası hiç gerçek olmamış hayallerle, kursakta kalan heveslerle ve dünyayı dönüştürme potansiyelindeki yeteneklerle doludur."
Şu paragrafı okuyana kadar bambaşka bir inceleme planlanıyordu zihnimde. Lâkin o kadar anlamlı, düşündürücüydü ki tüm dergiyi bırakıp saatlerce bu satırlarda kaldım. Bir şarkı düştü dilime tam şubata girerken ve bir yangında onlarca canımızı yitirmişken: youtube.com/shorts/3wVgNYtA... Yitiriyoruz. Kimini ölünce kimini yaşarken. Nermin YıldırımDokunmadan kitabında çok hassas bir yere dokunur: "Mezarlıklar ne kadar uzağa taşınırsa taşınsın, diriler de kendi mezarlıklarında yaşamıyorlar mıydı?"
"Onun en önemli arkadaşı kitapları ve ailesiydi."
Canım Kardeşim'i izlediniz mi?
youtu.be/p0wG2BEVEX0?si=... Bir filmle insanın içinden bir parça nasıl kopar... Ve işin tuhafı film gösterime ilk çıktığında çakılır, kimse ilgi göstermez. Ertem Eğilmez'in hayatı da bu film gibi çakılmalarla doludur. Kendisini dünyanın en çok meslek değiştiren adamı olarak tanımlar. Hangi işe girse bir şekilde elde kalır, bakkallık dahil. Ama sonunda yıllar sonra bile severek izleyeceğimiz projeler ortaya çıkar. Okumayı seviyordur ve sinema sektöründe bunun ekmeğini çok yer. Okumanın ilaç olmadığı bir konuyla tanışmadım henüz.
- Biliyor musun ben ölecekmişim.
+O zaman ölünce misketlerini bana verirsin dimi?
- Tabii veririm.
Sevilmeye değer olmadığınızı hissettiniz mi hiç? "Yalnız ölmek bir sanat diyordum kendime. Yalnız yaşamak gibi ölesiye bir sanat," diyor Birsel Kılınçcı. Tuğba Sarıünal'dan düşündüren bir soru: "Bu dünyada önemsenmediğini hissetmekten daha büyük tehlike var mıdır?" "... aslında yaşamıyor, başkalarının
Bitmesin diye cümle cümle okuduğum kitabın son sayfasını çevirdim şimdi. Hafızamdan silinse de yeniden okusam, deriz kimi kitaplar için. Bu kitap için öyle bir dilekte bulunamıyorum. Çünkü biliyorum, “Hafızam silinse bu kitap silinmeyecek.” Yaşadığım müddetçe Bahşi’nin Kaknusia’ya sevdası gibi yaşayıp gidecek içimde. Sulamasam da kurumayacak, dönüp bakmasam da ardıma, gelecek peşimden Gunala’nın yüreğindeki Bahşi aşkı gibi…
“Sence aşk nedir?”
Sanki yüzyıllar önce bu kitap için tanımlamış Eşrefoğlu Rumi:
“Cihânı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk.”
İnsan kadar tanımı vardır belki de değil mi? Selvi Boylum Al Yazmalım düşer hemen aklımıza: Sevgi emekti. youtube.com/watch?v=YxocmY8... Aşk bir uçurum, der Sezai Karakoç, Shakespeare acımasız bu konuda: “Enayiliğin dik alası.” Zarifçe anlatır Cahit Zarifoğlu “Aşk bir yorulmadır.” “Bir yokuştur aşk,” der İlhan Berk, Oscar Wilde yine bildiğimiz gibi: “Aşk bir yanılsama.” “Dünyanın en büyük yanılsaması,” diyerek hak verir ona Ahmet Ümit, Teslim olmaktır Orhan Pamuk’a göre. Spinoza’nın tanımıyla: “Dış bir neden tasarımının eşlik ettiği bir ürpertici uyarımdır.” Daha binlercesi sayılabilir. Sahi, sence aşk nedir?
“Hayat devam eder, zaman geçer, insanlar gider, bazen geri gelmezler, hatıralar kalır.”
Sultanahmet Camii’yi bilir misiniz?
1609 yılında Sultan Ahmet tarafından yaptırılmaya başlanan camii. Tam da orada başlıyor eser. Tam da orada yüreğine bir bıçak saplanıyor Bahşi’nin. Yıllar önce kaybettiğini bulduğunu sanmıştır. Heyhat! Sanmak da bir yanılmadır bulmayla yitirme arasında. Biraz geçmişe gidelim mi? Çok değil yirmi yıl önce başlayan bir sevdaya. Müslüman Bahşi, Hıristiyan Papaz kızı Kaknusia… Kimlikler engel midir sevmeye? Bütün dünya gelse ferman olamaz bazen birbirini seven iki