Orhan Kemal’in “ağlayarak yazdım” dediği değil, inanın sizin de ağlayarak okuyacağınız romanın adıdır “El Kızı…”
El kızı Orhan Kemal’in toplumsal gerçekçiliği ve aile içinde ki tüm farklılıkları gözler önüne serdiği 1960 yılında yazımı tamamlanan önemli bir eseridir…
Roman Küçük bir kasabanın fırtınalı bi gecesinde başlayıp, İstanbul’a kadar uzansa da… Başladığı yer de son bulan hayatlarlar ile karşı karşıyayız!
Mazhar, Nazan ve Hacer…
Yetim büyüdüğü için içine kapanık, sesini çıkarmayan, her şeyi içine atan, karşı çıkmayı ve hayır demeyi bilmeyen Nazan ile köşklerde hizmetçi olarak çalışırken her türlü yalanı, fitneyi, entrikayı görmüş ve öğrenmiş, konaktaki beyefendilerin neredeyse tamamıyla gönül bağı kurmuş Hacerle, onları bir araya getiren hayatın adıydı “ Mazhar…”
1955 yılında İstanbul’da son noktası konulan roman, aslında 1940 lı yıllarda ki aile yapısını, ev içi çatışmalarını, aynı ev içinde ki farklı karakteri ve kişilikleri anlatmaktadır…
20 yıldır adliye koridorlarında bir çok dava görmüş biri olarak, 1940 yıllarda ki aile içi entrikaların hala günümüz yüzyılında da değişmediğini okumak ve şahit olmak çok üzücüydü benim için…
Romanı okurken çok fazla gelgitler yaşayacaksınız… karakterlere genelde çok kızsanız bile yer yer üzüleceğiniz anlarda olacak… Gerçekten evlat sevgisi insana tüm bunları yaptırabilir miydi? Ya da sevilmemenin sonuçları mıydı? Kıskançlık insanı ne boyuta getirirdi? Yalan insanların hayatlarını ne kadar etkileyebilir? Tüm bu sorulara da çılgınlar gibi cevaplar arayacaksınız… Benim bu soruları bulabildiğim tek cevap “ sevgisizlik”!
Nazan, Hacer için oğluyla arasına giren bir el kızıydı. Gezmeye ve eğlenmeye düşkün bir kadın olan Hacer, Nazan’ı bir türlü kabullenememesinin ve Nazan’ı oğluna layık bir gelin olarak görmemesinin