Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli (1973) romanı, yalnızca bireysel psikolojik çözülüşün hikâyesi değil; aynı zamanda ataerkil söylemin, toplumsal yabancılaşmanın ve kadın bedeninin nesneleştirilmesinin edebiyat aracılığıyla görünür kılındığı güçlü bir metindir. Zebercet’in arzularındaki sürekli kayma —önce misafir kadın, ardından on yedi yaşındaki genç, son olarak hizmetçi kadın— yalnızca bireysel patolojiye değil, toplumsal ve ideolojik bağlamlara işaret eder. Norman Fairclough’un (1992) vurguladığı gibi söylem, yalnızca bireysel bir ifade biçimi değil, toplumsal ilişkilerden ve ideolojiden beslenir. Zebercet’in yöneldiği nesneler, çoğunlukla sessiz, edilgen ve toplumsal olarak güçsüz figürlerdir; feminist söylem analizinde (Lazar, 2005) sıkça vurgulanan “kadının özne değil, erkek arzusunun nesnesi” konumlanmasının tipik bir örneğidir.
Romanın kadın figürleri isimlendirilmez ve özneleşmez; varlıkları yalnızca Zebercet’in arzularını yansıtır. Hizmetçi kadın, ataerkil söylemin uç noktadaki temsilidir: sessizliği, öznelikten yoksun oluşu ve Zebercet’in üzerindeki tahakkümü, ataerkil iktidarın edebiyat aracılığıyla yeniden üretildiğini gösterir. Teun van Dijk’in (1998) iktidarın söylem yoluyla yeniden üretimi kavramı burada işlevseldir: erkek özne şiddet aracılığıyla güç kazanırken kadın figürü edilgenleştirilir ve sesi görünmez kılınır. Bu bağlamda roman, ataerkil toplumdaki cinsiyet ilişkilerinin söylemsel inşasını çarpıcı bir biçimde sergiler.
Zebercet’in dış dünyadaki silik ve edilgen konumu ile otel içindeki şiddet ve iktidar arayışı arasındaki tezat, mekânın ideolojik bir söylem alanı olduğunu ortaya koyar. “Anayurt” adı aidiyet ve güven çağrışımları taşırken, otel Zebercet için yalnızlık, sıkışmışlık ve yabancılaşmanın mekânsal karşılığıdır. Fairclough’un (2001)
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen
Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme müsterih ol
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum. Cahit Sıtkı Tarancı
Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?