Metin

9/10
·245 syf.··
2019 4. kitabı
Okuması keyifli ve akıcı bir kitap. İhsan Oktay Anar'ın hayal gücünün genişliğine hayran olmamak elde değil. Bir kabadayının canını almak üzere gelen Ölüm, Kabadayı'nın ısrarı sonucu onunla bir oyun oynamayı kabul ediyor. Eşli oynanacak oyunda eğer Kabadayı kazanırsa; Ölüm canını bağışlayacak, eğer Ölüm kazanırsa; Kabadayı ile birlikte oyunu birlikte oynadığı arkadaşının da canını alacak. Tabii bu oyun için Ölüm'ün de bir eşe ihtiyacı var. Ölüm de kendisine eş olarak canını alacağı sıradaki kişi olan Cezzar Dede'yi seçiyor. Oyunu Kabadayı ve arkadaşı kaybediyor, çıkan tartışmada da birbirlerini öldürüyorlar, olaylar da bundan sonra başlıyor. Ölüm, Cezzar Dede ile bir anlaşma yapıyor. Anlaşmaya göre; Ölüm canını alacağı sıradaki kişiyi bulana kadar, Cezzar Dede ile sırayla birbirlerine hikayeler anlatacaklar. Eğer Ölüm, Cezzar Dede'nin anlattığı hikayeyi beğenirse, hikaye başına ona bir saat daha yaşama hakkı verecek. Cezzar Dede de bunu kabul ediyor ve birbirlerine sırayla hikayeler anlatmaya başlıyorlar. Bu hikayeler sırasında İhsan Oktay Anar'ın, daha önce de belirttiğim gibi, hayal dünyasının genişliğine hayran kalıyorsunuz. Bu hikayeler korku, cennet, din v.b. içerikli hikayeler. Hikayeleri okurken zaman zaman korkuyor, zaman zaman gülümsüyor, zaman zaman da şaşırıyorsunuz. Daha kitap ile ilgili yazabileceğim çok şey var ama, burada bitirmek istiyorum, kitabının tamamının özetini geçmiş olacağım zira. Henüz İhsan Oktay Anar okumamış olanlar varsa mutlaka tavsiye ediyorum. Tabii bir başyapıt olan Puslu Kıtalar Atlası'nı da unutmamak gerek.
Edebiyat
Efrâsiyâb'ın Hikâyeleriİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınevi · 20246,9bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2018 26. kitabı
Breuer, Nietzsche, Freud ve daha birçok, kendi alanında çığır açmış önemli tarihi karakterin yer aldığı, dahiyane kurgulanmış bir roman. Aslında tam olarak roman da sayılmaz çünkü, anlatılan bazı şeylerin gerçekte de yaşanmış olabileceği üzerinde duruyor Irvin D. Yalom. Kitap bu yönüyle bana Vladimir Bartol'un "Fedailerin Kalesi Alamut" kitabını hatırlattı. O kitap da gerçek karakterler, yaşanmış ve yaşanmış olabilecek olaylar üzerine kurgulanmış bir kitap. Kitap, kariyerinin zirvesinde, oldukça başarılı ve tanınmış bir doktor olan Josef Breuer'in, Lou Salome'nin ricası hatta ısrarı üzerine, çeşitli rahatsızlıklarla boğuşan, kendi zamanın ötesinde olarak değerlendirilen Friedrich Nietzsche'yi tedavi etmeyi kabul etmesiyle başlıyor. Nietzsche'nin zor kişiliği yüzünden Breuer, Nietzsche'yi çözmek için doktor-hasta ilişkisinde yer değiştirmeyi öneriyor, bu da kitabın dönüm noktası. Başta bir oyun gibi görünen bu durum, zamanla Breuer'in korkuları ve takıntılarıyla yüzleşmesine sebep olurken, bunları samimi olarak Nietzsche ile paylaşması, aralarındaki doktor-hasta ilişkisinin yavaş yavaş dost ilişkisine evrilmesini sağlıyor. Zamanla derinlerdeki sırların da açığa çıkmasıyla dostlukları perçinlenmiş oluyor... Kitap her ne kadar Breuer ile Nietzsche'nin ilişkisine odaklanmış olsa da Bertha, Freud, Mathilde, Max, Paul Ree, Lou Salome vs. her ikisinin hayatında önemli yere sahip insanları da konu alıyor. Bu kadar yeterli sanırım, kitabı okumamış olanlar için daha fazla detaya girmemekte fayda var. Kitap sağlam bir felsefi derinliğe de sahip. Beni en çok etkileyen şey ise karakterlerin, kendi aralarındaki diyaloglarda ve olaylara bakış açılarında gerçek hayattaki kişiliklerini yansıtmaları. Irvin D. Yalom'un bu anlamda çok başarılı olduğuna şüphe yok. Kitabı okuyup baş
Felsefe
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202470bin okunma
6/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2018 25. kitabı
Okumazsanız bir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap. Kitabın baş karakteri ergen Holden. Okulda başarısız, hatta defalarca okuldan atılmış, kaygısız, ilgisiz, geçimsiz, biçimsiz, isyankar, kimseyi sevmeyen (kardeşleri dışında) bir arkadaşımız Holden. Zaman zaman ölmekten bahsetmesinden ve söylediği birçok şeyden depresif olduğunu da anlıyorsunuz. Holden'in okuldan atılmasına gösterdiği umursamaz tutum, bana Albert Camus'un Yabancı kitabının baş karakteri Meursault'u hatırlattı. Gerçi Meursault umursamazlık ve kayıtsızlık anlamında çığır açmış bir karakter ama bir miktar benzettim. Hikaye, Holden’in okuldan atıldıktan sonraki kısa bir zaman diliminde neler yaşadığını anlatıyor. Okurken, yaşadıklarının sıradanlığından sıkılabilirsiniz.
Edebiyat
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2018 3. kitabı
Yaşananların ve isimlerin sürekli tekerrür ettiği, hayali olayların ve mucizelerin günlük hayatta karşılaştığımız sıradan şeylermiş gibi aktarıldığı, her ne kadar kafa karışıklığı yaratsa da elimden bırakmak istemediğim, okuduğum kitaplarla kıyaslayamadığım, sınıflandıramadığım bir kitap. Saplantılar, tutkular, fedakarlıklar, büyük hayaller, büyük hayal kırıklıkları, vazgeçişler... Bu kitapla ilgili olarak daha birçok şey sayılabilir. Kitabı okumaya başlamadan önce kafanızı boşaltmanızı tavsiye ederim. Ne kadar hızlı okursanız ve ara vermeden bitirirseniz o kadar iyi. Aksi takdirde kim kimdi karışıklığı yaşayabilirsiniz. Ben kitabı okurken zaman zaman dönüp kitabın başındaki soy ağacına bakma ihtiyacı hissettim.
Edebiyat
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
9/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
Kitabın ana karakteri Meursault'un hayata karşı kayıtsızlığı zaman zaman "yok artık" dememe ve sinirden gülmeme sebep olduysa da yine de bu kayıtsızlığı bir miktar kıskandım diyebilirim. Hatta bir ara farkında olmadan "Adam kayıtsızlığın kitabını yazdı." bile dedim. Hayatı bize zindan edebilecek hadiselerin Meursault için herhangi bir şey ifade etmemesi "Böyle insanlar gerçekte var mıdır acaba?" diye sorgulamanıza sebep olacak.
Edebiyat
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma