“Budala…
İyiliğin bu dünyada en ağır yük olduğunu fısıldayan bir hikâye;
Prens Mişkin’in saf kalbiyle insanın en savunmasız hâlini gösterip,
masumiyetin nasıl yalnız kaldığını içimize bırakarak susar.”
Hikayenin derinliklerine indiğimizde, açlık sanatçısının asla sevdiği bir yiyecek bulamadığını itiraf etmesinin ne anlama geldiğini merak edebiliriz. Bu itiraf, onun tüm "sanatını" sorgulatır, ancak aynı zamanda açlık sanatçısının ne pahasına olursa olsun sanatını sürdürmeye, kendini ustalığını mükemmelleştirmeye zorlamaya ittiğini de göz ardı edemeyiz. Bu, sanatının kısmen bir aldatmaca, belirli bir sahtekarlığa dayalı olduğu anlamına gelir, ancak yine de "gerçek" bir ifade biçimi olarak kalır. Hala bir sanattır.
“Görüyorsun, Küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok.Senin buzağıyı almanı engelleseydim,her zaman bir buzağın olması gerektiğini düşünecektin.Sana satın almanı söyleseydim, öldüğü için beni suçlayacaktın.
Yaşam içinde öğrenmek zorundasın.