Anlaşamamak çok anlaşılır bir nedendi ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Daha geçerli sebepler istiyordu toplum bizden. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Oysa şiddetsiz, sessiz bir geçimsizlik de az şey değil ki. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi? Çiçeği ha bir günde koparıp atmışsın kökünden, ha yavaş yavaş solma sına izin vermişsin.
Başlangıçta ilgiyle dinliyor gibiydi, sonra aslında hiç dinlemediğini anladım.
"Çok da şey yapma ya, sonuçta dünyadaki tek kimsesiz insan sen değilsin" dedi bir gün.
O kadar uzaktan geldi ki sesi..
Anne, sen geçimsizliğin ne olduğunu bilmiyorsun. Mutsuz evliliğin ne olduğunu bilmiyorsun. Bilmediğin için anlamıyorsun beni. Adamı dirhem dirhem kurutuyor mutsuz evlilik. Dirhem dirhem çürüyor insanın içi. Kuruyor bütün iç organların sanki. İçim bomboş anne. Boşansam, yeniden ben olmam için bin yıl geçmesi gerekir.
Ona 'boşan' deme, ona 'kilo ver' deme. Sen onun annesisin. Ona 'benim güzel kızım' de, 'benim tatlı kızım' de. 'Sakın yıkma yavrum yuvanı, sen mutluysan biz de mutluyuz' de. Ablamın buna ihtiyacı var.