Oyun demişken ...
Aşk da bir oyun Adalet. İki kişilik basit bir oyun. Seninle tanıştığımızdan beri aslında hep onu oynadık biz. İki kişi görür birbirini. Eğilip bakar, anlamak ister. Günler geçer, gülümseyişler, anlatılan ve susulan hikayeler...
Sonra ilk aşık olan kaybeder.
Günahkar Adem' in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayallerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslat da günü geldiğinde unutmaya azmettirir.
Yazmak gibi bir huy edindim biliyor musun? Belki de ileride ne saçma işlerle uğraşmışım diyeceğim ama yine de dökmek iz bırakmak istiyorum. Dönüp baktığında ben böyle düşünmüşüm diyebileceğin. Geçmişten bir nokta olsun. Hayatta netlik yok, zafer yok, iyi yok, keskinlikle ayrılmış kötülük var ama galiba : ) başarı yok, başarısızlık ise ararsan hep çok var. Yaşamak var elde ve de sevmek. Zamanı uzatan ne yaptığını fark ettiren bir sonsuz merak. Kendini bu meraka bu sevme hevesine bırak. İşini ahlakıyla yap ve iradeni koru. Seni sen yapan özelliklerini koru. Olumsuzluklarda takılı kalma.
Televizyonda söylüyorlardı geçen, kara delikler yakınlarındaki yıldızlardan kopan parçaları yutarak büyüyormuş. Tıpkı insanlar gibi. İnsanlar da içlerinin karanlığını, ruhunu emdikleri başka insanların aydınlığıyla besliyor. Anlasana, herkes birbirinin katili. Ama sorsan, herkes Çobanyıldızı, herkes incitildi, herkes aldatıldı. Peki o zaman inciten kim, kim kırdı bunca insanı?